Ece

Telkini, emir, bilgi ya da talimat vermek gibi diğer zihinsel etki­lerden ayıran unsur, kişinin beyninde uyanan fikrin kaynağına bakılarak araştırılmaksızın, sanki birdenbire kendiliğinden olu­şuvermiş gibi kabul edilmesidir. Sigmund Freud
Yaşamın normal ritmi, kişinin kendinden hoşlanması ile bireysel yetersizliklerini bilmenin getirdiği hafif bir hoşnutsuzluk arasında salınır. Tanıdığımız diğer kişiler kadar yakışıklı, genç, güçlü ya da akıllı olmak isteriz. Onlar kadar başarılı olmayı özleriz, sahip oldukları fırsatlara, konumlara gıpta ederiz. İnsanın kendinden mutlu olması istisnadır ve genelde hem kendimiz hem de başkaları için oluşturduğumuz bir perdedir.
Arzu ve aşk bir insanın sahip olmadığı nesnelere ya da niteliklere karşı hissettikleridir. Sokrates
"Öyleyse Aşk ne olabilir?" dedim. "Bir ölümlü mü?" "Hiç de değil." "Nedir öyleyse?" "Daha önceki örneklerinde olduğu gibi ölümlüyle ölümsüzün orta noktasıdır." "Öyleyse nasıl bir varlıktır o, Diotima?" "0, büyük bir ruhtur Socrates; ruh yapısındaki her şey yarı-tanrı, yarı-insandır." ... "Onun anası babası kimdi?'' diye sordum. "Oldukça uzun bir öyküdür," diye yanıtladı kadın. "Ama size anlatacağım. Afrodit'in doğduğu gün, tanrılar ziyaret sofrasındaydı. Aralarında İcat'ın oğlu Entrika da vardı. Yemekten sonra orda bir parti olduğunu gören Yoksulluk dilenmeye geldi ve kapıda durdu. Entrika nektarla -henüz şarap keşfedilmemişti diyebilirim- sarhoş olmuştu ve Zeus'un bahçesine çıktı. Uykusu ağır basıyordu. Yoksulluk berbat durumundan kurtulmayı düşünerek Entrika'dan bir çocuk sahibi olmak istedi ve onunla yatıp Aşk'ı doğurdu. Aşk, Afrodit'in doğum gününde ana rahmine düştüğünden ve Afrodit de dahil olmak üzere güzel olan her şeye düşkün olduğundan, Afrodit'in taraftarı ve hizmetkarı oldu. Babası Entrika, annesi Yoksulluk olduğu için şöyle bir karakteri vardır. Her zaman yoksuldur; insanların tahminlerinin aksine duyarlı ve güzel olmaktan çok uzaktır; katı ve yıpranmıştır; üstsüz başsız ve evsizdir; bir yatak arayarak her zaman yerlerde, kapı önlerinde, sokaklarda yatar. Annesine çektiğinden yoksulluk içinde yaşar. Ama aynı zamanda babasının oğlu olduğundan güzel ve iyi olan her şeye sahip olmak için planlar yapar; cesur, atılgan ve gayretlidir. Kurnaz bir avcı gibi hileler yaratır."
Eğer bir insan sahip oldukları ya da kendi kişiliğiyle mutlu ise, aşık olamaz. Aşık olma deneyimi, depresyondan, gündelik yaşamda değerli bir şey bulamamaktan kaynaklanır. Aşık olmanın yeteneğinin "belirtisi" bunu yapmak için bilinçli bir istek, yaşamını zenginleştirmek için derin bir arzu değildir; daha çok kendini değersiz bulmak, değerli bir şeye sahip olmadığını düşünmek ve sahip olamadığı için utanç duymaktır ... Bu nedenle kendi değerlerinden emin olmayan, çoğunlukla kendilerinden utanan gençler arasında aşık olma olgusu daha sık görülür. Öteki yaş gruplarındaki insanlar da gençliklerinin sona erdiğini ya da yaşlanmaya başladıklarını düşünüp, yaşamlarında bir şeylerin kaybolduğu duygusuna kapılınca aşık olurlar. -Francesco Alberoni, Falling in Love