Dünya Sumerologlan sonunda derin bir soluk aldılar. Tam olmasa bile, artık istediklerini elde etmiş saydılar kendilerini. Kolay değildi yüz yıldan beri bir iz peşinde koşmak. Bu izi sürmek hem çok zor, zor olduğu kadar ilginç, hem de pek uzun süreli idi. Bunu başlatan; 10- 15 cm. büyüklüğünde, her iki yüzü sütunlara ayrılmış, aralan "Çiviyazısı" denilen kargacık burgacık yazı ile doldurulmuş, bazı yerleri kırık ve bozuk bir kil parçası idi. Neydi bunun özelliği? Niçin bu kadar önemsemişti onu bilim adanılan?
Bu kil parçası, bundan yüz yıl önce, Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki Mezopotamya (iki nehir arası) denilen toprakların güneyinde bir yerde bu lunmuştu. Bugün "tablet" dediğimiz bu parçanın bulunduğu tarihten bir hayli önce, Mezopotamya'nın kuzeyinde kazılar yapılmaya başlanmış; eski sarayların, tapınakların kalıntıları, heykeller, yazılı kabartmalar mey dana çıkarılmıştı. Bu arada İÖ 7. yüzyıllarda yaşamış olan ünlü Asur kralı Asurbanipal'in sarayı ve içinde binlerce çiviyazılı tableti ile kitaplığı da bulundu. Bu tabletlerin ve daha önceki çeşitli buluntuların yardımıyla araştırmaya doymayan bilim adamları yazıları okuyabilmiş, Akadca adını verdikleri dili çözmüşlerdi. Bu ilk bulunan tablet de aynı yazı ile yazılmıştı; ancak dili bambaşkaydı.