“Neylersin ölüm herkesin başında
Uyudun uyanamadın olacak
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında
Bir namazlık saltanatın olacak
Taht misali o musalla taşında.”
Biz, sadece “düşünme” kelimesini telaffuz etmiyoruz, ona tefekkür, teemmül ve tezekkür kelimelerini de ilave ediyoruz. Sadece düşünmekle iş bitmiyor. Mesela hayal kuruyoruz. Yahya Kemal Beyatlı diyor ki:
“Yürü! Hür maviliğin bittiği son hadde kadar
İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar.”
Cenab-ı Allah müminin kalbine feyziyle bereketiyle tecelli ediyor. Yunus Emre diyor ya: “Aşk gelicek bütün eksiklikler biter.” Esasında eksik bitmiyor, sadece kul o eksikliği hissetmiyor. Bu dünyada eksik, endişe bitmez; ama insan öyle bir yere gelir ki, Allah o kula eksikliği hissettirmez. Mühim olan da odur. Dolayısıyla iman eden insanlar olarak biz, kalple aklediyoruz.
Blaise Pascal’ın çok sevdiğim bir sözü var. Diyor ki: “İlahi hakikatler, zekâdan kalbe değil, kalpten zekâya doğru giderler.” Yani Tanrı’yı hisseden, kalptir. Tanrı buyruğu şöyle diyor: “Vaktiyle beni bulmasaydın şimdi beni aramazdın.” Zaten Tanrı’nın içinde olduğumuz için onu arıyoruz, bu sözden ben böyle bir çıkarım yapıyorum.