Okuduğum ikinci Zweig kitabı olmasına rağmen yazarın tüm eserlerinde vermek istediği mesajı ve yazma amacını anlatan bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ne muhteşem bir yazarsın Zweig, neden intihar ettin? Hitler’in baskısına dayanamamış olman çok üzücü ama eminim intihar etme sebeplerinin arasında başka nedenlerde yer alıyordur. Dip not; nedenini anlamak için tüm kitaplarını okuyacağım.
Olağanüstü bir gece, adından da anlaşılacağı üzere kahramanın yaşadığı tek bir gece hayatının kalanını değiştiriyor. Olmak istediği kişiyle olduğu kişi arasında sıkışıp kalan bir adamın iç dünyasıyla olan hesaplaşmalarını ele alan bu modern klasik sizi okurken bir kere değil birçok kere düşündürüyor.
Ben bunu yaptım ama neden yaptım? Gerçekten istediğim için mi yaptım, yanlış olduğu için mi yaptım, yapmaya mecbur kaldığım için mi yaptım?.. Düşündüm, çok kez düşündüm, ben olsam ne yapardım? Sürekli düşündüren, düşündükçe kendini sevdiren, sevdikçe okutan, okudukça yeniden düşündüren bir eser.
Çünkü o bir Zweig. Çünkü o insan psikolojisini en iyi analiz edebilen, başkalarının 10 sayfayla anlatmaya çalıştığını tek bir cümleyle anlatabilen, kendisinden öğreneceğimiz çok şey olan bir adamdır. Bakınız kitabın en güzel alıntısıyla örnek vereyim;
“Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.”
Kısacık ama darbe etkisi yaratan bu kitabı mutlaka okumanızı öneriyorum. Ben yazarın tüm kitaplarını okuyacağıma dair kendime söz vererek yorumlamamı bitiriyorum. Saygılar.
Fotoğraflarda kaybolmak..
Nar Ağacı.. Öyle bir serüven ki bizi sarıp sarmalayan.. Kimi bir nefeste okur kimi de benim gibi iliklerine kadar hissede hissede okur. Öyle derin çukurlar açtı ki kalbimde bu kitap bende o girdabı o kaçışı yaşadım kendi içimde.. Kaçtım kovaladım nefes nefese kaldım bazen de bir ateş yakıp başında yemek yedim.. Okudum okudukça da yaşadım.. Neler yaşadık birlikte... Her şehrin kendine has bir kokusu vardı sanki.. Gitmediğim görmedim coğrafyalarda tanıdık izler buldum...Buram buram içime çektim... Bazı kitaplar vardır ne yaparsan yap ne kadar çaba gösterirsen göster kitabın içine giremiyorsun ve yine bazı kitaplar vardır daha ilk kelimesinden sarıp sarmalar seni.. Öyle bir yolculuk yaşadım ki her kelimesiyle sarıp sarmaladı beni... Acıyı, hüznü, sevinci yine senin kaleminde derinden hissettim. Fotoğraflarda kaybolmadım sadece sanki birer birer dahil oldu o karelere.. Hatta kitap bitince eski albümleri karıştırdım.. Birer birer dokundum kendi geçmişime..Yine hayatıma dahil ettin bütün satırlarını.. Hani bazı kitaplar toz tutmaz ya.. Bu kitapta benim için toz tutmayan eserlerden biri.. Kalemine yüreğine kelimelerine sağlık.. Belki bir gün bir yerlerde denk geliriz.. Kelimelerinde kaybolurumm..
"Hangi hikaye başladığı yerde bitmemiş ki?"
"Geriye, zamanına girmediğim bir fotoğraf kalmamış. Ama ırmaklar henüz birleşmedi.."
"İçimde akan ırmaklar kadar dışında aktığı ırmak da beni sarıp sarmalıyor. Anlatmak ihtiyacını hissediyorum. Fakat zamanı henüz gelmemiş olmalı ki dilim tutuluyor."
"Daha ne kadar yol ne kadar fotoğraf gerekecek bana ki bu iki ırmağı birleştirebileyim."
"Çantam, kim için olduğunu bilmediğim hediyelerle dolu. Olsun! Ben çantamı hazır ettim, nasibi olan yoluma çıksın."
"Çay, geceye yaraşır. Geceyi kaçırma…"
""Her şeyi terk
Es-Selam Dostlar...
Cemil Meriç ile Ali Fuat Başgil’in tavsiye yazılarını okumam ile kitaplığıma kazandırdığım disiplinli çalışma,irade eğitimi ve ahlak üzere yazılmış bir eser…
Yazarımız Julet Payot karakter eğiminin önemi ile başlıyor ve özellikle vurguluyor sağlam nitelikli bir eğitim ile karakterin değişebileceğini.
Sonrasında başarı için en temel unsurun irade eğitimin olduğunu vurguluyor.
Acaba bu eğitim nasıl sağlanır ve günümüzde iradeyi engelleyen unsurlar nelerdir?
Eğitimci olarak yazarımızın başarısızlığımızın en büyük etkeni iradesizlik ( irade zayıflığı ) sözüne sonuna kadar katılıyorum.
Derslere girdiğimiz zaman malumunuz üzere öğrencilerimizin en büyük sıkıntıları çaba göstermekten ve özellikle süreklilik gerektiren gayretten uzak kalmaları, nasıl verimli bir şekilde başarı sağlanır bilmemeleri…
Neticesinde ise hasıl olan şu davranışlar şekilleniyor;
Hantallık,rehavet,tembellik ve aymazlık.
Soruyum niçin çalışmıyorsun;
-Hocam canım istemiyor, cevabı en çok rastlanan zaaflık göstergesi diyebilirim.
Peki bu süreçte bizler eğitimciler daha doğrusu büyüklerimizin payı ne?
Maalesef ve maalesef dün sitede arkadaşlarla da istişaresini yaptık müfredat öğrenciyi gerçekten tanımaya veya değerlerini ortaya çıkarmaya yönelik değil.
Sadece bilgiye dayalı bir sistem dahlinde hareket ediyoruz.
Bir örnek veriyim;
Öğrencim rapor aldı ertesi gün aynı kağıdı verdim ve arkadaşlarından soruları aldığı için 87 aldı.
-Dedim ki olmaz bu haksızlık ki Cuma günü idi.Pazartesi gel yeniden farklı sorular ile sınav yapacağım.
Dostlar!
Sadece soruların yerleri değiştirdim ve aldığı not;57…
Anladım ki bir konuyu fikri ne derseniz artık bütüncül olarak düşünmek ve gün yüzüne çıkarabilmektir asl olan.
Yoksa lüzumsuz detaylar ile bilgi yığını ancak gerçekleri gizler ve tembellikle