Şu da düşünülebilir Moro halkı, Endonezya ve Malezya'dan önce İslâm'a girmiş olabilir. Bir diğer kaynak da 1551 tarihli, Magellan'ın seyahatl ile ilgili, Magellan'ın Moro böl. gesine gelişi ile Müslümanlara karşı sindirme, yıldırma, yok etme hareketleri başladı. Eğer Magellan bir elli yıl sonra gelse idi, kuşkusuz Moro ülkesinden başka, tüm o bölge Müslüman olacak ve sömürgecilik Asya'da bu kadar yayılmayacaktı.Bu bölgede İslâm'dan başka bir din olmazdı. Magellan, bir akımın öncülüğünü yaptı. Onun peşinden rahipler ve tüccarlar geldi. Onu haç ve silah izledi. İslamlaşma hareketi onların önünde ilk ve en büyük engeldi. Bu hareketi zorla önleme yoluna gittiler. Magellan Manila'ya geldiğinde bu topraklar üzerinde hâkimiyet Müslüman bir krallığa aitti. O kralın adı Süleyman. Asıl yıkım Magellan'dan sonra başladı. 1565'te ikinci ticaret grubu geldi. Bu bilgileri onların kayıtlarından buluyoruz. Hristiyanlar, bu dönemde Müslümanlarla artık savaşa tutuşuyorlar. Filipinler de o tarihlerde ortaya çıktı. Daha önce Filipinler diye bir kavram yoktu. Farklı devletçikler vardı. Bu adaların Hristiyanlar tarafından ele geçirilen küçük bir kısmına İspanyollar Filipinler adını verdiler.
Pîri Reis'in haritasına kısaca göz atarsak: Avrupa'da : Biskay Körfezi, Brest Limanı, Portekiz kıyıları, Septe Boğazı. Afrika'da: Fas kıyıları, Kanarya Adaları, Yeşilburun Adaları, Asor Adaları, Gine Körfezi. Amerika'da: Rio de Janeiro güneyindeki Santos Körfezi'ne kadar olan kısımlar, bugünkü haritaların aynıdır.
Haritada iki nokta dikkati çekmektedir:
Amerika'nın güney ucuna Magellan 1519'da inmişti. Halbuki Pîri Reis, 1513'de yaptığı haritasında Amerika'nın güney ucunu göstermiş bulunmaktadır.
Haritada Laplâta Nehri gösterilmiştir. Halbuki bu nehrin keşif tarihi, 1515'dir. 1508 yılında bu nehir önlerinde keşifte bulunan Juvandosolis ile [Vicente Yáñez] Pinzòn adlı kâşiflerden birincisi ölmüştür. Pîri Reis bu nehri, keşfinden iki yıl önce, haritasında göstermiş bulunmaktadır.
Beni yanlış anladınız madam! İntikam aldığım için mutluyum demedim... Bana gelip yalvardığınız geceyi hatırlayın! Allah biliyor ya; o an kalbimi yumuşattınız ve ben insan olduğumu anladım. Yükseklere çıkmış, elimde fırlatmaya hazır tuttuğum yıldırımı bıraktım. Sizin oğlunuzun hayatına karşılık kendi hayatımı ortaya koydum... Fakat hâdiselerin arkasındaki gerçek el, yâni Allah'ın eli buna izin vermedi ve sizi konuşturdu.. Sizi konuşturan, oğlunuza gerçeği anlatmanızı söyleyen ben değildim madam! ... İnsanlar unutur fakat Allah unutmaz! On dört sene zindan hayatı yaşadım. Öyle işkenceler, öyle acılar çektim ki, ölüm bunların yanında pek hafif kalır... İnsanlar, beni bu korkunç hayata mahkûm eden insanlar, beni unuttular; ama Allah unutmadı... Kalbimi parçalarcasına ettiğim duaları işitti, gözyaşlarımı gördü. Bir anda zindan hayatı, işkenceler, acılar yok oldu. Yerini sınırsız bir hürriyet ve büyük bir servet aldı ki, bunları Allah'ın bana yüce gayeler için verdiğini görmemem için kör olmam lâzımdı... Bunları anladığım anda kalbimi sıradan insanların alışkanlıklarına kapattım...