Fournier’in okuduğum en kısa ve en yoğun anlatımlı kitaplarından biriydi sanırım. Bir ‘Nereye Gidiyoruz Baba?’ ya da ‘Dul’ değil elbette ama günlük yaşamın sabırsızlığının olağanlığına bir armağan gibi. Yazarın önce okuyucuya sonra da, tabii, yayınevine vermek istediği bir armağan diyebiliriz.
Ayakkabılarım da benim gibi yorulmaya başladı. Onları değiştirmek gerekecek. Ayakkabıcı bana geyik derisinden son model bir çift çizme önerdi. Yüzyıl dayanıklı oldukları konusunda garanti verdi. “Ben değilim” dedim. Artık aşındıracak fazla yolum yok ve ayakkabılarımın benden sonra yaşamalarını istemiyorum. Hem benim bir çift ayakkabıya ihtiyacım yok, zira tek ayağım çukurda.
191