Küçük mutluluklar, yaşamın bizi fazlasıyla yıpratmasını engeller ama, büyük felaketlerle, büyük acılarla karşılaşırsak, hiçbir işe yaramaz diyeceksiniz. Felaketlerin en büyüğüne uğrayan, yani sevdiği birinin ölümünü gören insanın karşısında
iki seçenek vardır: Ya kendisi de hemen ölecek ya da felâkete katlanıp yaşamaya
karar verecektir. Birinci seçenek ikincisinden çok daha kolaydır. Çünkü kendini öldürmek için anlık cesaret yeter. Oysa bir felaketle ömür boyu yaşamayı göze alabilmek için gerçekten yiğit olmak gerekir.
Yazarın okuduğum dördüncü kitabıydı. Şu ana kadar okuduğum kitaplarının hepsinde benzer bir akış var. Sakin ve olağan ilerlerlerken sonlara doğru şahlanıyor. Vurucu ve ileriye dönük sarsıcı bir yanı var. Arka kapağında da yazdığı gibi, kitap, sanatın ve aşkın zamanı durdurması mümkün mü sorusuna cevap ararken bir yandan da bilimin ve teknolojinin ilerlemesiyle duygu ve akıl çatışmasının insanlığı sürükleyebileceği açmazlara değiniyor. Genel olarak çok yalın ve azami miktarda gözyaşı barındırmasına rağmen son derece dokunaklı bir distopya.