‘’başka hangi kadın olsa bu gulyabani çocuğu sokağa atardı. Oysa Bayan Gaillard… koku duymuyor ki, Grenouille’un kokmadığının farkına varsın; kendi ruhu mühürlenmiş olduğu için ondan bir ruh kıpırtısı da beklemiyordu.’’
‘’ benim dediğim o değil dedi sütanne hırçın hırçın ve sepeti geri itti. Benim dediğim o, bezinin içindeki değil. Dışkısı kokuyor pekâlâ. Kendisi, piçin kendisi kokmuyor.’’
‘’balık kafalarının, organlarının arasından bebeği çıkarıyorlar. Çocuk resmi makamlarca süt anneye veriliyor, anne tutuklanıyor. suçunu itiraf etmesi;çocuğu ölüme terk edecek olduğunu, zaten daha önce beş çocuğunu aynı biçimde ölüme yolladığını söylemesi üzerine yargılanıyor, mükerrer evlat katlinden hüküm giyiyor ve birkaç hafta sonra Place de Greve’de kafası uçuruluyor.’’
Gül
Cemal Süreya’nın ‘Gül şiirinde kadın imgesi, doğrudan cinsel çağrışımlara nispeten daha uzak olan eller ve gözlerle belirtilmiştir. Gözler, anlatıcının içinde bulunduğu ve ölümle eşdeğer tutulan çaresizliği ve hüznü aşabilmek için sığınmak istediği bir liman gibidir. Karanlık imgesiyle temsil edilen bu olumsuz duygular karşısında şairi kadın imgesi ayakta tutmaktadır.
‘Gülün tam ortasında ağlıyorum
Her akşam sokak ortasında öldükçe
Önümü arkamı bilmiyorum
Azaldığını duyup duyup karanlıkta
Beni ayakta tutan gözlerinin ‘
Şiirde ki anlatıcı karmaşık duygular içindedir. Gülün tam ortasında ağlıyorum derken mutluluğun ortasında üzgün olduğunu belirtmiştir. Önümü arkamı bilmiyorum derken hayatındaki ve şu an yaşamakta olduğu kargaşadan bahsetmektedir. Bunun nedeni ise şiir anlatıcısının sevgilisinden uzak olmasıdır. Onu ayakta tutan şey sevgilisinin gözleridir ancak o gözler anlatıcıdan uzaklaşmıştır.
‘Ellerini alıp sabaha kadar seviyorum
Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz
Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum
İstasyonda tren oluyor biraz
Ben bazen istasyonu bulamayan bir adamım’
Şiir anlatıcısının bu dörtlükte rüya içinde olduğunu söyleyebiliriz. Sevgilisinin ellerini alıp sabaha kadar sevdiğini hayal etmektedir. Ancak hayallerinde bile sevgilisi ona uzaktır, ellerinin beyaz oluşu sevgilisinin anlatıcıya karşı soğukluğunu dile getirmek için kullanılmıştır. Şiir anlatıcısı bu durum karşısında korkmuştur. Çünkü sevgilisinin ondan uzak olma düşüncesine bile dayanamamaktadır. Bu düşünce onu kendinden geçirmektedir. Bu yüzden istasyondaki treni bile bulamayacak kadar kötü durumdadır. Şiir anlatıcısı bir bakıma "aşk sarhoşu" olmuştur.
‘Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum
Her nasılsa sokağa düşmüş
Kolumu kanadımı kırıyorum
Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı
Ve
‘’içeri girdiklerinde, duvarda efendilerinin portresini gördüler; portre, tıpkı onu son gördükleri gibi, o mucizevi gençlik ve güzelliğiyle göz kamaştırıyordu. Yerde smokinli,kalbine bıçak saplanmış ölü bir adam yatıyordu. Adamın yüzü buruş buruş,sarkık ve tiksinti vericiydi. Ancak yüzüklerine baktıktan sonra adamın kim olduğunu anlayabildiler.’’