Gençlik, o kaygısızlık ve acımasızlık mevsimi sonsuza dek sürecek gibi gelmişti, asla sona ermeyecekti sanki. Oysa onu tüketmek bir gece sürmüştü. Şimdi artık elde hiçbir şey kalmamıştı. Şimdi ihtiyar olan oydu. Sıra ona gelmişti.
Burada ellerimi kavuşturmuş çevreme bakınıyorum, bekliyorum; sanki iyi günler bundan sonra başlayacakmış, telaş etmeye gerek yokmuş gibi davranıyorum. İşte bu noktada uçurum duygusunu, boşa harcanmış zamanın pişmanlığını, boşluk ve gururun anlamını kavrıyorum.
Perişan ve mutlu.
Henüz dibe vurmadım; küçük bir pay daha kaldı oraya ve umarım onun tadını da alabilirim. Zaten yaşım o kadar ilerledi ki yaşayacak günlerim sayılı olmalı.