Bay E

Bay E
@Emresrfl
Bunalıyoruz çocuk, bunalıyoruz Biçim veremediğimiz şeylerin Biçimini alıyoruz.
Gazi Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği
Erzincan
25 okur puanı
Ağustos 2019 tarihinde katıldı
Hatta, böyle zamanlarda yastığın hizasından eşyalara doğru bakarken, çoğu kez, insan herhâlde uykudan kalkınca hemen uyanamıyor da, bir şeyleri gördükçe, o gördüğü şeyler kadar parça parça uyanıyor, diye düşünüyordum. Masayı görmüşse masa, kitapları görmüşse kitaplar, giysileri görmüşse giysiler, duvarları görmüşse duvarlar kadar uyanıyor, diyordum sözgelimi. Bir bakıma, insan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykuda oluyor, diyordum. Ardından da, olaya bu açıdan bakıldığında, var olan her şeyi asla aynı anda göremeyeceğimize göre, demek ki uyanmanın hiç, ama hiç mi hiç sonu yok, diyordum. Sonra, o hâlde biz sürekli, sınırlarını algılayamadığımız kocaman bir uykunun içinde uyuyup uyanıyoruz, diyordum ve doğrusunu söylemek gerekirse, bu dediklerim yüzünden artık o sırada kafam tıpkı bir çıfıt çarşısı gibi adamakıllı karışıyordu.
Sayfa 100 - Everest Yayınları·Kitabı okudu
Roman
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hem de öyle hızlı kayboldu ki, bir an için karşımdaki şehir onun yokluğundan ibaretmiş gibi göründü bana. Hatta, o sırada betonlaşmış bir dünya hâlinde ufuk çizgisine doğru uzanıp giden bu yokluğun ağırlığını ben birdenbire içimin derinliklerinde hissettim de, belleğimin bana bir oyun oynadığını düşünerek, birazcık korktum sanki. Evet, işin doğrusu birazcık korktum ve çevremi kuşatan duvarların arasında, alelacele, bu korkuyu yenmeme yardımcı olacak bir şeyler aradım. Bakışlarım, kanatlarını yerlerde sürükleyen ağır yaralı bir kuş gibi oradan oraya sekti bir bakıma, oradan oraya kondu, oradan oraya uçtu ve sonunda gitti, sandalyenin üstündeki radyoya takıldı kaldı. Ben de, ister istemez babamı hatırladım o sırada. İlkokulu pekiyi dereceyle bitirdiğim gün, radyoyu bana o almıştı çünkü; işten eve dönerken yeşil fiyonklu şirin bir paketin içinde getirmiş, getirince de âdeta kendisini benim karşılamamı istercesine kapıda durup zili değişik bir tatla uzun uzun çalmıştı. Hediye mediye beklemediğim için, ben o saatte her zamanki gibi odamdaydım tabii; yatağın kenarına çökmüş, küskün bir suratla sessizce oturuyordum. Annem de, hatırladığım kadarıyla, mutfakta akşam yemeğini hazırlıyordu. Sincap gibi koltukların tepesinde gezinip durma diye, arada bir kardeşime seslendiğini duyuyordum onun. Arada bir de, mutfağın rutubetli havasında eriyip giden tuhaf bir sesle, tuhaf bir şekilde öksürdüğünü duyuyordum. O sırada, bu sesler sayesinde evimiz birazcık canlanıyordu sanki. Başka bir deyişle, şehrin gürültüleri arasında büyüyen dehşet verici sessizliğinden kurtuluyor, kurtulunca da gidip yavaşça öteki evlerin sıcaklığına yaslanmış gibi oluyordu. İşte o zaman, uğul uğul uğuldayan geniş kalabalıklar hâlinde, nefesleri, kokuları ve kaderleri birbirine karışmış binlerce insan geçiyordu
Sayfa 95 - Everest Yayınları·Kitabı okudu
Roman
İnsanın içine girdiği her bütünün sonsuzluk taşıdığını; bu bütünün içinde başka bir bütün bulunursa, bunun da bir sonsuzluk içerdiğini; insanın açıklayamadığı zaman sonsuz kavramına geldiğini - yani sonsuzu hissetmenin en büyük zayıflıklardan biri olduğunu, sonradan öğrendim. Siz de şimdi öğreniyorsunuz.
Sayfa 12 - İletişim Yayınları
Roman
Fikret’in adını aldığı şairi merak etmiştim. Hani Fikret’in babasının şiirlerini sevip de benim Fikretime adını koyduğu şair. Elimde ne kadar kitap varsa resimlerine baktım. Bulamadım. Sonra anneanneme sormak geldi aklıma. Anneannem Tevfik Fikret’i çıkaramadı. Almancı Nebahat’ın bir oğlu vardı. Adı Fikret miydi neydi, diye merak etmeye başladı. Ben huysuzlandım. “Şair bu adam!” dedim. “Ha yok o değil, Nebahat’ın doğurduğu çocuk şiir yazamaz. Senin aradığın adam belki takvim yapraklarında vardır.” dedi. Ben hemen takvimin tüm yapraklarına baktım. Şair Tevfik Fikret takvimlerde de yoktu. Okulda Türkçe örtmenine usulca sordum ama o tüm sınıfa doğru bağırdı: “Bakın arkadaşınız ne kadar meraklı, aferin ona. Merak olmadan ilim olmaz. Tevfik Fikret’in resmini görmek istiyor arkadaşınız. Haydi, alkışlayın onu bakalım!” Tüm sınıf sırıtarak beni alkışladı. Örtmen zannetti ki sınıf benim şiire olan merakımı alkışlıyor. Hâlbuki tüm sınıf Fikret’e olan aşkımı oyuncak etmiş eğleniyordu benimle. Okulda böylesine sevdam için adım çıkmış halde gezinirken örtmen elinde kocaman bir kitapla yanıma geldi. “Bak işte Tevfik Fikret bu,” dedi. Müşfik bakışıyla benim merakımı giderdiği için mutluyken ben ağlamaya başladım. “Ah canım,” diyerek sarıldı bana. “Neden ağlıyorsun kuzum?” O da parfüm kokuyordu. “Böyle parfüm koka koka anamı ağlattınız. Bir yandan sen bir yandan Fikret beni perişan ettiniz,” dedim. Örtmen hâlâ anlamıyordu. Cebinden mendil çıkarıp gözlerimi sildi. “Mendil sende kalabilir kuzum. Yapma böyle, benim şair ruhlu miniğim,” dedi. “Her maceradan bir mendil ile ayrılıyoruz anasını satayım…” dedim.
Sayfa 31 - İletişim Yayınları
Hikaye
Sonra genç kızlar gelir. Her birindeki boyayı hesaba vursan, kaç binanın duvarına yeter. O kadar çok süslenirler de bilmezler ki mahcup bir gülümseme kadar güzel süs daha verilmemiştir kadın kısmına. Benim bildiğim, bellediğim budur.
Sayfa 15 - İletişim Yayınları
Hikaye