Ali bu ses tutukluğundan ve bu yutkunuşlarından anladı ki Müfid'in kendine bile itiraf edemediği büyük zaafları vardır ve bu meseledeki buhranı göründüğünden daha fazla şiddetlidir.
Uzun uzun düşündü.
Her şeyi anlıyordu.
Fakat netice?
Bu hal neye varacak? Tahmin edemedi. Müfid'in mücadelesi onu harap edebilirdi. Onu ancak derin bir "vazgeçiş"in kurtarabileceğini düşündü.
Müfid anlattıktan sonra sordu:
“Onu bir kere sevmemiş olmalıydım, değil mi?”
Ali hararetle cevap verdi:
‘’Hayır, daima, kimi ve neyi olursa olsun seveceksin. Daima her şeye malik olmak isteyeceksin, namütenahi isteyeceksin, ihtirasların alabildiğine koşsunlar, ilerlesinler, kendini unut. Fakat bil ki başın taşa çarpacak. Muhakkak sukutuhayal var: Ya sevgilinin bayağılığı ya kuvvetli bir rakip, onun karşısında senin bayağılığın, sevgili ve dost ihanetleri, muhakkak.
O vakit dur, vazgeç, istihfaf et.
Derin bir feragata kabiliyeti olanlar, derin bir aşkla sevmekten korkmayabilirler.
Bu mümkün müdür?
Şiddetli bir iptiladan, bir anda vazgeçebilir misin? Geriye dönebilir misin? Dudak bükebilir misin?
Seni bütün ihtiraslarında büyültecek, ezilsen bile ezmeyecek, yenilsen bile yükseltecek, düşsen bile kaldıracak bir tek büyük his vardır: İstiğna. Feragata daima hazır olmak.
Pek iyi bil ve bilirsin ki vazgeçmeye hazırlanan muvaffak olur.
Vazgeç!