İçimdeki taş yerinden kımıldadı.
Göğün altında,
yerin telef edilmiş yüzünde
bir papatyanın "olmaz" yaprağına düştüm.
Ben sustuysam söz de sussun. Olmadı,
taşındım ertesi gün "olur" yaprağına.
Orda büyüttüm hatırayı,
ordan düştüm.
Hatıra da unutsun kendini koyuluğunda.
Beni gel beni bul beni al,
istediğin yerde uyut bendeki hatırayı
istedim.
Vardığım yer bir uçurumdan kekeme,
gümüşten ipliğim azaldı-
susmaya unutmaya uykuya
yelteniyorum.
O beni sahilden, kendimi gömdüğüm, sertleşmiş ıslak kumdan aldı, elledi.
Ben, bana düşen acıyı da neşeyi de yaşamıştım, diye [düşündüydüm.
İçimdeki zayıf hayvan çok olmuştu öleli.
O beni sahilden...
Yani yoktu sedefimden başka şeyim.
Derin denizlerle, soğuk denizlerle
tuzla, dalgayla boğuştuydum ben, ve hayvanım çıkmıştı benden.
Kendi içine kıvrılmış, rüyasını unutmuş
soğuk taş değil miydim artık ben?
O bana bir rüya verdi, inanamadım.
(Bademin neşesi, dedi, al bak, dedi, kısacık, dedi.)
O benim sedefime elledi.
Serin bir rüyanın hatırınadır
çektiğim dünya ağrısı.
Bir hayalden geldim ben,
bir hayal verdim sana,
mavi-yeşil bir hatıra: işte dünya
ruhum! ovada sert es, yamaçta sus,
ırmakta ağla.
İşte dünya kapısı, işte dünya kederi
ister dağının gölgesinde dur, ister
incirin neşesine vur
ağrı kendini ve tamamla.