“Onca kitap okuyup da bu dünyaya karşı politik bir karakter oluşturmamış olan ve tüm bu kötülüğe karşı kendi değerlerinin doğruluğundan şüphe etmemiş olan bir insan, aslında bilgiyi değil sadece metni tüketmiştir. Ezbere bir yaşamda binlerce kitap okumuş olmak ile binlerce kitap yakmış olmak, aynı şeydir."
Bu noktada, dünyaya karşı bir duruş sergilenecekse bile bu, bahsettiğin kitaplardaki veya herhangi bir düşüncenin ödünç almasından doğan "ezbere-etik" yaşayışı da olmamalı. Binlerce kitap okumuş olmanın getirdiği sentezin vardığı bir sonuç olmalıdır. Aksi takdirde bu "baş-kaldırı" başkalarının çenesinin altından tuttuğu bir "baş" olmanın ötesinde değildir.
Wilde bu sözüyle umutların bile seçkin bir sağduyudan geçmesi gerektiğini betimlemiştir. Oysa, umut verimli olduğu kadar tehlikelidir de özellikle hayatın sıkışmış çocuklarına bir vaat, ulaşılamayacak bir bahçe gibi gelebilir. Umut, bazen otorite tarafından sunulmuş bir morfin görevi de görebilir. Umut, bir işkence zinciridir der Nietzsche.
"Seni bir yaz gününe benzetmek mi, ne gezer?
Çok daha güzelsin sen, çok daha cana yakın:
Taze tomurcukları sert rüzgârlar örseler,
Kısacıktır süresi yeryüzünde bir yazın:
Işıldar göğün gözü, yakacak kadar sıcak,
Ve sık sık kararı da yaldız düşer yüzünden;
Her güzel, güzellikten er geç yoksun kalacak
Kader ya da varlığın bozulması yüzünden;
Ama hiç solmayacak sendeki ölümsüz yaz,
Güzelliğin yitmez ki asla olmaz ki hurda;
Gölgesindesin diye ecel caka satamaz
Sen çağları aşarken bu ölmez satırlarda:
İnsanlar nefes alsın, gözler görsün elverir,
Yaşadıkça şiirim, sana da hayat verir."