İçindeki sıkıntının nedeni belliydi, kendine işittirmek istemedi. Kötünün kulağına kar suyu kaçırmaktan korktu, içi ürpertiyle titredi. Dört bir yanını saran hüzünlü havayı kovmak ister gibi başını göğe kaldırıp, içini sabahın şeffaf havasıyla doldurup kulübeyi andıran eve girdi.
Adamın biri adliye karşısındaki arzuhalcilere başından geçenleri anlatmış. Adam anlattıkça arzuhalci yazmış. Sonunda arzuhalci yazdığı dilekçeyi adama okumuş. Adam başlamış ağlamaya. Demek ki, vay benim başıma neler gelmiş!
"Bu gavur kısmı haşa huzurdan taharet nedir bilmez amma gavurda ne akıllar var. Irak'ta benzin çok. İşte geldi çöktü Iraklının ümüğüne. Hele çıkar bakalım şu benzini nereye koyduysan."
"Okudun mu, kravatlı adam oldun mu gölgen ağır olur. Gittiğin yerde bey derler. Az bilsen de adın çok bilir olur. Az söylesen de millet çok beller. Neden? İşte o kravatı görüyon mu? Sen bir urgan zannedersin ama kazın ayağı öle deel. O kravat ne kapılar açar, bir söylesem aklınız çıkar. "