"Şiir hayatın renklerini ve duygularını kucaklayan bir sanattır."
Notuyla şairinden imzalı hediye edilen Mürekkebin Sancısı kitabı ve sonrası...
Gelin size bir sevda öyküsü anlatayım.
Sevdiğimi sevildiğimi hissetmeyeli yıllar olmuştu. Gönül kırgınlığım bir pranga gibi hapsederken beni kendime,
"Uykusuzluk ve uykuya gitmek arasında nereye kaçacağım?" dediği gibi şairin ;
korkularım ise sabaha uyanılmayan geceler gibiydi.
Günler, ayları, aylar yılları kovaladı. Mevsimlerden ilkbahar aylardan mayıs,
" Bu zaman bizim zamanımız değil,
Gel başka mevsimlere, başka yağmurlara gidelim,
Rengimiz karışsın gökkuşağına,
Susalım birlikte gözlerimizin muhabbetinde,
Ve her elvedanın getireceği ölüme inat,
Uğurlayalım birbirimizi kendimize." yazıyor ya şiirde,
Ayrı zamanlardan, uzak diyarlardan bir alıp hiç vermediğim nefes oldu yüreğime.
Öyle ha deyince da sevilmiyor ki, sindire sindire,
İçimi ferah tuttuğunu, bakarken gördüğünü bile bile vazgeçtiğim tüm tövbeler sonrası şükrederek yarattığı için Yaradana sevdiğimi sevdim ben.
Aldığım nefesin kıymetini bilip nefesi olurken gönlüne ettiğim yükü görmeyerek sevdim ben.
Bazı soluklar, soluksuz bırakır insanı, tüm geçmişime vefa mesajı atarak kalbime, sevgisine sadık kalarak sevdim ben.
Açken sevdim, tokken sevdim, uyudum sevdim uyandım sevdim, her anımda her anıyla çok sevdim ben.
Yok öyle bedelsiz yaşamak, dünyayı karşına alıp, açıp kollarını
"Seni çok seviyorum"
diyebileceksin diye diye çok sevdim ben.
Sonra
"Gürültüsüne karışmadan şehrin,
Birlikte dinlemiştik en güzel şarkıları, en güzel zamanlarda,
Şimdi ise gidiyorsun, dinlediğimiz son şarkının son sözleri var kulağımda,
Sen gidiyorsun, martılar gidiyor uzaklara,
Şarkılar bitiyor, sen gidiyorsun, ben bitiyorum,
"Artık acıların kalpte dinlenme vakti" diyor radyodaki anonsta.