Bir Delinin Anı Defteri
“Dünyada bütün güzel şeyler zaten ya generallerin ya da hassa subaylarınındır. Kendine iyi kötü bir şey ayarlarsın, bu da artık benimdir diye düşünürsün ama o da ne, generalin ya da hassa subayının teki elini uzatmış, kapıvermiş! Lanet olsun! Ben de general olmak isterdim. Elimi uzatıp başkalarının haklarını kapmak için değil, hayır...yalnızca şu baba kızın önümde nasıl yaltaklanacaklarını, fırıldaklar çevirteceklerini görmek ve sonra da tükürmüşüm sizin gibi yaratıklara demek için. Lanet olsun! Ne can sıkıcı bir durum!”
“İnsanoğlunun kendine sahip olma izni verebileceği tek arzuyu alıyorum, o kadar. Özgürlük. Alvah, özgürlük.”
“Sen ona özgürlük mü diyorsun?”
“Hiçbir şey istememek. Hiçbir şey beklememek. Hiçbir şeye bağımlı olmamak.”
“Ya istediğin bir şey çıkarsa karşına?”
“Çıkmaz. Görmemeyi seçerim. O da senin şirin dünyanın bir parçası olacaktır nasılsa. Onu bütün hepinizle paylaşmak zorunda kalırım...Oysa bunu istemem. Biliyor musun, okuyup sevdiğim güzel bir kitabı asla ikinci kere açmam ben. Onu okumuş olan başka gözler gelir allıma. O gözlerin kimlere ait olduğu gelir. Bu tür şeyler paylaşılmaz. Bu tür insanlarla, asla paylaşılmaz.”
“Asıl her şeyden azar azar anlayan akıldanelerden korkmalı insan. Herkes kendi işini yapsın, yeter. Benim gözümde bilmediğini açıkça söyleyen insan, bilmediğini biliyormuş gibi görünen ve her şeyi ağzına yüzüne bulaştıran ikiyüzlüden daha değerlidir.”
“Hooop diye bağırmak askeri bir kural değildi tabii, tam tersine, düpedüz kuralsızlıktı ama bütün kurallardan çok daha iyi bilinen ve çok daha sık uygulanan bir kuralsızlıktı. O’ları uzatabildiğince uzatarak gecenin derinliklerine doğru hooop diye bağırmak, uykusu gelen komşu mevzidekileri dürtmekti bir anlamda; yahut onlara, korkmayın arkadaşlar, yakınınızda ben varım ve işte gördüğünüz gibi uyanığım demekti. Aynı zamanda, tam o sırada sınıra yaklaşan kaçakçı maçakçı varsa ona uzaktan uzağa, aman birader, bak ben buradayım, üstüme doğru gelip hem kendini hem de beni yakma demekti hooop diye bağırmak; meydan okuma kılığına girmiş, yumuşaklığı şiddetinde saklı bir ricaydı yani. Hatta kimi vakit uzun ve efkarlı bir ooof çekmek yahut oradaki şartlara ve bu şartları oluşturan devranın çarkına doğru şöyle kuvvetlice, ağız dolusu küfretmekti. Bütün bunların ötesinde belki de en önemlisi, hooop diye bağırmak, bağıran kişinin göze görünmesin diye içindeki korkunun üstünü tutup kendi sesiyle örtmesiydi.”