Edebitiyatral Hatıralar

Edebitiyatral Hatıralar
@Fevziteoman
ARŞİV
O ağır ameliyatından sonra onunla tartışmak istemiyordum; çünkü onun tartışması, herhangi doğal tartışma olmazdı. Tartışırken bütün canını, bütün gücünü, bütün varını yoğunu ortaya koyar, ringde boks maçı yapar gibi tartışırdı. Var gücüyle bağırır, bağırmaktan sesi kısılır, o sırada orada hazır olmayan ya da ölmüş bulunan kimi kişilere bol bol ve çok ağır söver, ter içinde kalır, iyice yorulur, ama susmazdı. Eşi zavallı Semiha -dünyamızın az bulunur iyilerinden biriydi, - Ama Kemal yeter artık, yat! diye uyarırdı. Böyle bir tartışmaya nasıl girebilirdim, hele o ağır ameliyattan sonra... O kerte çok anlaşamadığımız, birleşemediğimiz konular vardı ki, tartışsaydım, aşağı yukarı her buluşmamızda böyle tartışmalara girmemiz gerekirdi. Ameliyattan önceki zamanlarda, daha çok rakı sofralarında, ben Kemal Tahir'in bir düşüncesine karşıysam, doğrudan Kemal Tahir'le tartışmaz, onun düşüncesini hemen orada öğrenip benimsemiş görünenlere karşı tartışırdım. Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim, s.208
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Melih Cevdet Anday'ın Yediği Yumruk
Şevket, Vähit, Ressam Avni hep beraber Nurullah Ataç'ı dinlemek üzere Radyoevi'ne gittik. Kendisi hayatında ilk defa konuşacaktı. Rekâketi de olduğu için tutulmak korkusuyla heyecanlıydı. Kendisini teskin etmek ve heyecanını unutturmak maksadıyla şiir bile okuttuk. Konuşma sırası gelince benim her zaman çıktığım, yukarıdaki dinleme odasına gitmek [1] üzere merdivenlere yürüdük. O vakit memur Müeyyet bizi geri çevirdi. Oktay da izin almak üzere Hasan Refik Bey'e telefon etti. Fakat bu sırada telefonu eline alan Müeyyet "Bunlar bulut gibi sarhoş, burada rezalet çıkaracaklar. Yukarı alamam." deyince, umum müdür muavini de onun fikrini tasvib etti. Bunun üzerine Oktay'la Müeyyet münakaşaya başladılar. Ben de her iki tarafı yatıştırmak maksadıyla araya girdim ve memur Müeyyet'e "Bu yaptığın hareket arkadaşıma mertçe bir hareket değil. Bir arkadaşını âmirinin gözünden düşürmek sana yakışır mı?" şeklinde nasihat yollu bazı sözler söyledim. Müeyyet bu sözlerimi ters anlayarak "Vay.. ben namert değilim, namussuz değilim" diyerek gözüme bir yumruk vurdu. Şevket Rado'ya Mektuplar, s.147
:D
Taksim'de Necip Fazılı gördüm. Yürüduk. Bir akrabasını gördü. Sonra para istedi benden...
Sayfa 149
Özdemir Asaf, "Atatürk'ün neden kuvvetli olduğunu şimdi anlıyorum." 13 Aralık 1966 Salı günü, saat 14.30 vapurunda Özdemir Asaf'la birlikteydik. Lükste. Istanbul'a geçtik. Dolmuşla Cağaloğlu'na giderken, - Atatürk'ün neden kuvvetli olduğunu şimdi anlıyorum, dedi, çünkü yalnızdı. Onun için o kadar çök ve büyük işler yapabildi. Araba, Kızılay grevcileri önunden geçiyordu. - Biçok tek hücreli mesele bizi öldürüyor, bitiriyor. Amip meseleler... Mikrop bunlar... Buyüzden global meselelerle uğraşamıyor, ilgilenemiyoruz. Öbürleri (eski yazarlar) böyle yapmamışlar. Hemen kaçmışlar. Bakmışlar ki, tekhücrelilerin üstüne gidiyorlar, hemen ordan kaçmışlar, bırakmışlar, uzaklaşmışlar.... Özdemir Asaf, sanki o gün benim ağzımla aynen düşündüklerimi söylüyordu. Aziz Nesin'in Güncesi Mum Hala, s.129