Ev işleri asla bitmez.
Toplumsal “gereklilikler” asla bitmez. Toplumun kendisinden beklentilerini yerine getirmeye çalışan bir kadın, ne kadar çabalarsa çabalasın, ne kadar çalışkan, uykusuz, zeki ve yetenekli olursa olsun, kendisine ait bir şey yaratamaz. Altmış yaşına geldiğinde arkasına bakar ve geride gördüğü tek şey, tekrar tekrar silinmiş fayanslar, tekrar tekrar yapılmış yemekler, tekrar tekrar yıkanmış bulaşıklar, tekrar tekrar katlanmış çamaşırlar, tekrar tekrar tebrik edilmiş insanlar olur.
"İçine giremezler," demişti Julia. Ama adamın içine de girebiliyorlardı işte. O'Brien, "Burada başına gelenler sonsuza dek sürecek," demişti. Doğruydu. Bazı şeyler geri gelmiyordu, insan bir daha geriye dönemiyordu. İnsanın içinde bir şeyler ölüyor, yanıp kül oluyordu.
İnsanoğlu, kimi zaman, acıya dayanabilir, en ölümcül acıya bile. Ama herkesin asla dayanamayacağı, aklından geçirmek bile istemeyeceği bir şey mutlaka vardır. burada cesaret ya da Korkaklık söz konusu edilemez.
bu yüz kesinlikle kendi yüzüydü, ama yüzündeki değişiklik iç dünyasındaki değişimden daha fazla gibiydi. Belli ki, yüreğinden geçenleri yansıtmayacaktı artık.