Fîlîz

Halk ağır bir buhran içinde. Ciddi şekilde hasta. Din bir insanın bu dünyayla, diğer insanlarla, çayırdaki her bir otla bağlantısını teşkil eder. Bu bağlantı yoksa; devlet, toplum, aile, insan bile var olamaz. /Snellman
Edebiyat
Fîlîz isimli okura yanıt verildi
Fîlîz
"Halkımızı kurtarın! Ona Tanrı'yı verin. Bunu dinin ölü formülleri ile değil ona gönüllerdeki canlı Tanrı hissini vererek yapın"
Reklam
Halk ağır bir buhran içinde. Ciddi şekilde hasta. Din bir insanın bu dünyayla, diğer insanlarla, çayırdaki her bir otla bağlantısını teşkil eder. Bu bağlantı yoksa; devlet, toplum, aile, insan bile var olamaz. /Snellman
Edebiyat
Fîlîz isimli okura yanıt verildi
Fîlîz
"Tanrıyı öncelikle kendiniz için içinizde bulun. Sonra da halka Tanrı'nın yolunu gösterin. Tekrar ediyorum, halkın ruhunda Tanrı olmadıkça kurtuluş da olmaz.
Halk ağır bir buhran içinde. Ciddi şekilde hasta. Din bir insanın bu dünyayla, diğer insanlarla, çayırdaki her bir otla bağlantısını teşkil eder. Bu bağlantı yoksa; devlet, toplum, aile, insan bile var olamaz. /Snellman
Edebiyat
Fîlîz
"Ve ben bir laik olarak sizlere, kilisenin çobanlarına sesleniyorum. Tanrı, halkın ruhunda ölmektedir! Bu ölümden daha korkunç ne olabilir ki?"
Mapushaneye ilk giren insan şaşırmıştır. Dünyadan apayrı düşmüş gibi olur. Sanki başka bir dünyadadır Uçsuz bucaksız bir ormanda kaybolmuştur. Ondan da beter. Topraktan, evden, barktan, dosttan, sevgiliden, her şeyden bütün bağlarını koparmışçasına uzaktır. Bir derin, ıpıssız boşlukta döner. Sonra başka bir hali daha vardır yeni mahpusun; taşı, toprağı, duvarı, o azıcık görünen gökyüzünü, kapıyı, demir parmaklıklı pencereleri bile düşman sayar kendisine. Hele bir de parası yoksa, bir köşede boynu bükük kalakalır.
Edebiyat
Fîlîz
Yalnızlık. Uzaklık. Her şeyin el ayak çekmesi. Benzer betimlemeye, Peyami Safa'nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nda hastaneye yatırılan kahramanında da rastlarız.
hiç tanımadığım yabancı bir akşam.
Hep gittiler. Yapayalnız. Çıt yok. Odaya şimdiye kadar hiç tanımadığım yabancı bir akşam giriyor. Gittikçe artan karanlık, iki parça eşyayı da benden uzaklaştırıyor ve beni daha yalnız bırakıyor. Odadan gündüz ışığı ile beraber bana ait her şey çekiliyor: Evime ait hatıralar, kalabalıklar, sevdiklerimin sesleri, birçok şekiller, hayatımın parçaları, Erenköy, köşk, tren, vapur, fakülte, doktorlar, hasta bakıcılar, hayatın gürültüleri, şehir, gündüzün sesleri, her şey uzaklaşıyor...
Edebiyat
Fîlîz
Bir ders hazırlığı esnasında rastladım bu cümlelere.Vuruldum. Dalıp gittim.. Bir insan'ın; bu hisleri duyumsamış olması hüznü, gelip yerleşti göğsüme. Ders hazırlığı değil artık. Bir iç'e dönüş. Bir bilinç akışı. Belki dahası..