“Bir gün tek başına” kitabı, 1959 ile 27 Mayıs 1960 darbesine kadarki süreçte geçmektedir. Doğal olarak siyasi bir eserdir. Kitapta, uzun süredir iktidarda olan demokrat partinin, karşıt görüşler üzerinde kurmuş olduğu baskıcı rejim, Vedat Türkali’nin siyasi bakış açısıyla anlatılıyor. Mesela karşıt görüşlü bazı gazetecilerin tutuklanması, CHP’yi kapatmaya yönelik çalışmalar ya da İsmet paşanın gittiği bir gezide taşlatılması gibi bir çok örneği detaylı bir şekilde anlatıyor. Bu süreçte dönemin aydın kişilerinin yaşadığı bunalım, sıkıntılar dile getirilmiş. Siyasi bir eser olmakla birlikte aynı zamanda tam bir dönem eseri olarak da değerlidir. Kitapta demokratlar, solcular ve kominist görüş çokça geçer. Siyasi olarak herkesin farklı bir görüşü olduğu için, kitapta anlatılanlar bazı okurlara güzel, bazı okurlara ise saçma gelebilir. Fakat edebi olarak bence çok, çok iyi. Zaten defalarca ödüller almış ve Türk edebiyatının klasiklerinden biri olmuş. 748 sayfalık bir eser gayet sürükleyici hiç sıkılmadan okudum.
Vedat türkalinin anlatımı gerçekten etkileyici. Özellikle karakterlerin kendi kendilerine konuştukları bunalımlı anlarda verilmek istenen duyguyu çok net bir şekilde alabiliyorsunuz. Karakterlerin yaşadıkları duyguları ruhsal durumları o kadar detaylı ve net bir şekilde aktarıyor ki, o durumu hissediyorsunuz. Mesela Günsel’in defalarca Kenan’ın evini aradığı ve telefona sürekli Kenan’ın eşi Nermin’in çıkıp “alo buyrun efendim” diyerek cevap verdiği bir bölüm var ki, görmüş, duyuş gibi oldum. Muhtemelen kitabı okuyan arkadaşlar ne demek istediğimi daha net anlayacaktır.
Final ise bana göre mükemmele yakındı. Spoiler vermek istemediğim için detaya girmeyeceğim.
Son olarak bir kaç karakterle ilgili görüşümü belirtmek isterim.
Bana göre kitabın baş karakteri Kenan,