"Elveda yoldaş, seni unutmayacağız" mı diyeceklerdi? Ya da bunun gibi başka bir zırva mı?
Bir gün, şehirde bir cenaze törenine katılmış ve mezarlıktaki o törenin bir toplantıdan farksız geçtiğini görünce şaşıp kalmıştı. Birtakım hatipler ellerindeki kağıtlarla merhumun tabutu başına gelmiş, nutuk okumuşlardı. Hepsi birbirine benziyordu bu nutukların: Merhumun ne iş yaptığı, hangi işleri başardığı, nasıl çalıştığı kime nasıl hizmet ettiğini anlatmışlardı. sonra müzik çalmış mezarına çiçek koymuşlardı. konuşmacılardan hiçbiri hayattan ve ölümden söz etmedi. Ta ilk çağlardan bu güne kadar, insanların varlık ve yokluk, hayat ve ölüm hakkındaki bilgilerinin doruğu, özü olan dualarda söylendiği gibi bir söz söylenmedi. Sanki o güne kadar kimse ölmemişti ve bundan sonra da kimse ölmeyecekti! Zavallılar kendilerini ölümsüz sanıyorlardı herhalde! Gözlerinin önündeki gerçeğe rağmen de konuşmalarını "o ölmedi, ölümsüzlerin arasına karıştı!" diye bitiriyorlardı.
Devletlerin gücü ve zayıflığı, ulusların refahı veya çürümesi sadece yöneticilerin yetkinliğine veya yetersizliğine bağlı değildir. Yöneticiler ne olursa olsun, iyi ya da kötü, kahraman ya da zalim her zaman halklarının bir yansımasıdır bunlar halkın ruhunun bir kopyası, kitlelerin üretimidir. Halk nasılsa onlar da öyledir. Bu nedenle uzun zaman önce her ulusun hak ettiği hükümete ve yöneticilere sahip olduğu söylenmiştir.
"Anılar önemlidir. Anılar yaşananları hatırlatır. Yapılan kötülükleri ve iyilikleri, acıları ve mutlulukları. Anılarını unutursan, yaşananları da unutursun. Yaşananları unutursan, geçmiş tekrar eder."
"Çünkü insan denen mahlukun en önemli niteliklerinin biri unutmaktı. İyiliği de kötülüğü de, acıyı da mutluluğu da, korkuyu da sevinci de unuturlardı. O yüzden aynı hataları tekrarlarlardı. Evet, işte böylesine aptal bir canlıydı insan."
"Tüm ruhumu harika bir neşe kapladı, bütün kalbimle hazzını yaşadığım bir bahar sabahı gibi. Yanlızım ve benim için yaratılmış bu yörede olmaktan sevinçliyim."