en büyük yanılgımız , kendimizi ya tamamen dışarıda ya da tamamen içeride aramamızdır , oysa insan ikisinin tam ortasında, o görünmez çizgide var olur, ne kadar kaçarsa kaçsın, ne kadar oyalanırsa oyalansın, bir gün dönüp yine kendine çarpar, hem de en savunmasız anında. İşte o an, insanın bütün gürültüsü susar, bütün bahaneleri anlamını yitirir, ve geriye yalnızca çıplak bir gerçek kalır, insan kendinden kaçamaz. Belki de bu yüzden bu kadar korkutucu, çünkü insan en çok kendine yabancı, en çok kendi derinliğinden ürküyor, ama yine de orada, o karanlığın içinde bir şey var, insanı ayakta tutan, onu yeniden kuran, sessiz ama inatçı bir hakikat, ve insan, ne zaman gerçekten bakmayı başarırsa, işte o zaman hem dışarısı değişir, hem içerisi.