Merhabalar. Kitabın benim için ayrı bir yer edindiğini söylemek istiyorum. Sevebileceğimi biliyordum ama böylesi.. Hani bazı kitaplar olur ya kendinizi yakın hissedersiniz, karakteri çok benimsersiniz. Hah, işte Homongolos benim için öyle bir karakterdi. Kendi özelliklerimi falan bir kenara bıraktım. Sadece Homongolos'un özelliklerini düşündüm.
Kitap iki bölümden oluşuyor. Sârâ'nın mektupları ve Homongolos'un ölen arkadaşı Necmet'e yazdığı mektuplar. Sârâ'nın mektupları olayı daha derinlemesine ele alıyor. Günlük gibi. Homongolos daha çok kendi duygularını yazmış. Ve Homongolos'un mektupları beni derinden sarstı. Ölü birine mektupları yazacak kadar kimsesiz kalmak...
Bilmiyorum, mesela Sâra kitabın sonunda cidden onu sevseydi nasıl olurdu? Gerçi genelde trajik sonların insandaki etkisi daha derin olur. Bundan dolayı daha çok seviliyor olabilirler. Mutlu son olsaydı sever miydim bu kadar? Belki hayır ama Homongolos'un mutlu olmasını kesinlikle isterdim.
Yalnız Homongolos'un trajik sonunu getirmesi acaba birini sevme duygusunu tattıktan sonra başka bir isteğinin olmaması mıydı? "Sen artık öldün oğlum, dedim, onun gözlerinde büsbütün başka bir dünyaya baktım... Artık yaşayamazsın..." diye bize önceden bir ipucu veriyor sanki. Kendi mektuplarında da Necdet'e bu konu hakkında bahsetmiş. Necdet'in sevip sevildiği bir dünyadan göçüp gittiğini, kendisinin bunu tatmayacağını.. belki de bundan dolayı sonunu getirmiştir. O sevginin sonsuz olmasını istediği için..
Necdet kim derseniz bahsedeyim: Ziya yani Homongolos'un tek arkadaşı idi. Arkadaş olmalarındaki sebep de Necdet'i kendisine benzetmesiydi. İkisi de okula ilk başladıklarında mahzun olmalarından dolayı zorbalık görmüşler. Ziya sonrasında kendiyle yaptığı bir çatışma sonrasında mahzun olmayacağını, asıl korkulması