SONSUZLUĞA NOKTA
Sonsuzluğa Nokta, toplumsal ahlak açısından eleştirilebilecek yönler taşıyan bir yapıt. Fakat toplumsal ahlak ilkelerini delen içeriklerin de ortaya konmasının bir dayanağı vardır, diye düşünüyorum. Bu yüzden karalayıp küsülüp geçilecek değil, belki de daha da üzerinde durulacak yapıtlardır bunlar.
Hasan Ali Toptaş’ın belki de en kuvvetli yönü tasvirlerdeki pürüzsüzlüğüdür. Topluma ayna tutan, dediğimiz yazarları övmeyi alışkanlık edinenler biraz da toplumun o karanlık dehlizlerine kadar inip oraya ışık tutma cesareti gösterenlere kulak vermeyi de denemelidir. Nitekim “ahlaki değerler çiğnenmiş” dediğimiz eserler, içimizi yaralayan ve “yansın, yıkılsın bu dünya” dedirten haberlerdeki sapmışların saplantılarını ortaya koyabilir. Yine de ben bu tartışmaya çok girmeden devam etmek istiyorum
Bir kitabın genel kurgusundan ziyade, akış içerisine serpiştirilmiş saptamalara daha çok değer veririm. Nasıl karşılarsınız bilmiyorum ama yüzlerce sayfayı yazarın ruh dünyasını yaşadığı bir toprak olarak görür ve içinde altın parçacıkları ararım. “Sonsuzluğa Nokta” kitabı bu anlamda kendi açımdan şüphesiz verimli bir topraktı.
“Sahip olma duygusu, ruha yüktür.” demiş yazar. Yapılan birçok araştırmaya göre stresten uzak insanların ruhen olduğu gibi bedensel olarak da daha sağlıklı oldukları ve daha uzun bir ömür sürdükleri saptanmıştır. Yine bir makalede okuduğum üzere insanlar öğrendiği, bildiği şeylere sahip olma arzusu hissederler. Sahip olmak istediklerine ulaşamayınca, bir tür engelle karşılaşmaları durumunda ise zor kullanma yoluna başvururlar. Bilinen ile sahip olma imkanı olanlar arasındaki denge sağlanamadıkça ve aradaki uçurum büyüdükçe insanlar gerginleşir. Bu gerginlik de kaçınılmaz şekilde şiddet doğurur. Hasan Ali Toptaş yine “Telaş, insanların o anda