(...) önce kavramları-fikirleri sonra sezgisel kavrayışları elde ederek zihnimizin tabii gelişimine tamamen aykırı hareket ediyoruz; çünkü çocuğun kendi ayırt etme melekelerini geliştirmek ve ona kendi kendisine düşünmeyi ve değerlendirmeyi öğretmek yerine öğretmen, onun bütün enerjisini, zihnini başka insanların hazır düşünceleriyle tıka basa doldurmak için kullanmaktadır.
Sevgi kalple ilgilidir, kalbinle ilgili bir şeyi neden zihnine sorasın ki?
Her kalbi durum, bir hissediştir, tadılan bir haldir.
O hali hissediyorsan, tadıyorsan, zaten kalbin sana cevabı çoktan vermiştir, aklına sormana ya da anlamaya çalışmaya gerek kalmaz.
Kalple ilgili bir şeyi zihin nasıl anlayabilir, nasıl tanımlayabilir ki?
İçinde yaşadığı hali, hattâ kendini, huylarını, davranışlarını, özellikle de hissettiklerini tanımlamasına, tanımlamaya çalışmasına ne gerek vardır ki?
Hayatı ve kendi hayatını düşünmek, bir kalıba sokmak, tanımlamak yerine sadece yaşayamaz mıydı?
Ne hissettiğini düşünmek yerine, sadece hissedemez miydi?
Anlamaya çalışmak yerine sadece tadamaz mıydı?