Bazen bir kurgusal romandan etkilenirsiniz, bazen de gerçek yaşanan bir meselenin romanında sarsılırsınız… İşte
Sadako tam böyle bir kitap. Savaşın yıkıcılığı çok büyük, insanı yıkması en kötü sonucu. Kitabın dili, elbette etkileyici. Savaş anını, insan ruhunun derinliğini hissettiriyor.
Atom Bombası… ismi bile kulağa kötü geliyor.
-
Kitabın içeriği, Atom bombasından etkilenen Sadako’nın sürecini anlatıyor ve kitabı yaşatıyor. Okurken çokça duygulanıyor ve bir o kadar da etkileniyordum… Her ne kadar çocuk kitabı olarak geçse de öyle değil, büyüklerin de okuması gereken bir eser. Özellikle çocukların okuması gerek çünkü dünya barış dilini ve dayanışmayı çok güzel anlatmış…
-
Herkese keyifli okumalar diliyorum.
Demleyin çayınızı, sakin bir köşeye geçin ve sakince Azil ile tanışın. Azil’i anlamaya çalışın, belki zor ama onu anlamaya çalışmak ana tema…
-
Hakan Günday’ın eserlerine karşı önyargım vardı. İlk,
Ah Albay çok sinir bozucusun ama bir yandan tatlı mizahi dilin iyi geliyor. Ama en çok üzüldüğüm nokta, eşini hiç dinlememesi ve açlık…
Albay yıllardır emeklilik parasını bekliyor ama bir türlü gelmiyor ve hem de açlığı dibine kadar yaşıyorken. Kitabı okurken de açlık ve zor süreci çokça hissettim. Hatta en son bu hissi
Açlık kitabında hissetmiştim.
-
Kitabın dili ve olay akışı çok iyi, okurken keyif aldığınızı hissediyorsunuz. Betimleme konusunu Albay’ın gözünden daha çok hissettim ve gördüm. Tabii Albay çok sert kafalı maalesef, mizahi dili var ama kardeşim insan açlıktan ölmek üzereyken, eşi hasta ve açken horozu nasıl olur da satmaz… artık ona da okuyucu karar verir.
-
Herkese keyifli okumalar diliyorum.
Jean-Louis Fournier’dan okuduğum üçüncü eser. Ve her okuduğumda aynı duyguları yaşıyorum eserlerinde. Dil akıcılığından ziyade, anlatım samimiyeti çok güzel. Anlatının hakkını veren eserleri ele alıyor ve gündelik hayatta hepimizin başına gelen ya da hissettiğimiz duyguları yansıtıyor ve bunu yaparken de çok gerçekçi bir tavır sergiliyor yazar.
-
Bugün okuduğum
Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam eseri, kendi babasıyla, babasının ailesiyle, babasının çevresiyle, çocuğun babasının arkadaşlarıyla olan bağını gündelik bir sohbet havasıyla anlatıyor ve bunu yaparken de tek bir an sıkmıyor. Ben okurken kitabın içinden bir karaktermişim gibi hissettim. Herkese öneririm.
-
Herkese keyifli okumalar diliyorum.
Martin Eden eserinden sonra (tarz olarak farklılar tabii), diğer kitapları dilediğim tadı vermiyor. Jack London okunur mu, kuşkusuz evet ama bazı kitapları hitap etmeyebilir.
Kızıl Veba kitabında onu hissettim, çok güzel ve düşündürücü alıntılar var ama pek bana göre bir eser değildi.
-
Kitapta dünyanın “kızıl veba” adı verilen ölümcül bir hastalık yüzünden yok olduğunu anlatıyor. Medeniyetlerin çöküşü ve insanların değişimini. Ve bu yıkımdan sonra ise insanların ilkel çağını ele alıyor. Ve ana karakter olan Profesör Granser “Kızıl Veba” dönemini torunlarına anlatıyor, tüm eksik ve artılarıyla.
-
Kitap güzeldi, okurken keyif aldım.
Jack London külliyatı benim için her zaman kıymetli olmuştur. Herkesin şans vermesi gereken yazarlardan biri.
-
Herkese keyifli okumalar diliyorum.