Gonca

Hakkın kimde olduğunu aramakla uğraşanlar çok mudur sanırsın? Basın dünyasında saldırganların eline geçenler tıpkı sokakta çamura düşmüş bir adama benzer, çevresine toplananların onda dokuzu güler...
Reklam
Sokak kapısı çalındı. Esnaf birer birer helalleşmeye geliyordu. Pencereden baktım. Bulgar sütçü Yuvan ile Bekir'i birbirine sarılmış buldum. Yuvan ağlayarak: - Sevgili Türk kardeşim beş senedir devam eden alışverişimizde size su katmdan süt verdiğimi hiç bilmiyorum... Evde hastanız bulunup da okkasına kırk para fazla vererek halis süt talep ettiğiniz zaman bile bu fena âdetimden vazgeçmez, daima su katardım. Yoğurtlarım da hep nişastalı ilaçlı hileliydi... Beni affediniz, diyordu. Bekir de ağlayarak: - Ben de hep silik paraları seçip sana getirirdim. Beyefendi her ay senin düzenli olarak hesabını gördüğü halde ben bu ödemeyi geciktirerek aylarca paranı vermeyip sana eziyet eder ve daima beş on kuruşunu iç etmek için türlü hileler düşünürdüm... Sonra kasap, bakkal da geldi. Kıvırcık namına ne kadar keçi eti yediğimizi, halis niyetine ne kadar karışık boyalı yağlara para verdiğimizi, tartıda ve her şeyde daima yarı yarıya aldatıldığımızı öğrendim. Bu umumi kardeşliğin kurulmasından sonra hayatın devamı mümkün olsa esnaf için hilesiz ticaretin pek zor olacağını anladım. Herkesin birbirine karşı olan itiraflarında ne çirkin bencillikler, ne kötü amaçlar meydana çıkıyordu. Çeşitli ırklar arasında değil aynı millet içinde, hatta aynı aile fertleri arasında bile açgözlülük hüküm sürdüğü ortaya çıktı. Meğerse âdemoğlu hileden ibaretmiş. "Dost" sıfatını hak eden iki fert bulmak hemen imkansız görünüyor, bu kelime manasız bir söz gibi kalıyordu. Bu kadar düşmanlık eden insanların nasıl olup da birbirlerini mahvetmeyerek asırlardan beri bir arada yaşayabilmiş olduklarına hayret ettim. Bu müthiş itiraflardan sonra herkeste bir vicdan rahatlığı hâsıl oldu. İnsanlığın selamet ve saadetinin böyle kardeşlik ve tam eşitlikte olduğu anlaşıldı. İnsanlar neden şimdiye kadar bu büyük
Sayfa 81·Kitabı okudu
Alıntı
öyle günler çoktan geldi....
Şu anda bu yörede en gezip görülesi yerlerin çoğu özel mülk değildir; tabiatın bir sahibi yok ve dolayısıyla yürüyüşçü de göreli özgürlüğün tadını çıkarabilir. Ancak muhtemelen, öyle günler gelecek ki doğa, üç-beş seçkinin ayrıcalıklı vakit geçirebileceği sözümona keyif alanlarına bölünecek; çitler artacak ve insanları umumi yollara hapsedecek başka mekanizmalar geliştirilecek, sonra bir de bakmışsınız ki Tanrı'nın toprakları üzerinde yürümek beyefendilerin hanelerini işgal etmek anlamına gelmiş.
Sayfa 23·Kitabı okudu
İşçilerin nasır tutmuş elleri hassasiyetin ve kahramanlığın zarif dokusuna aşinadır, dokununca yürekleri titretir, aylaklığın cansız parmakları, o ellerin yerini tutamaz. Emeğin nasırlı ellerinden ve güneş yanığı yüzünden uzakta, tüm gün yatakta yatıp kendini arınmış sanmak düpedüz kendini aldatmaktır.
Sayfa 16·Kitabı okudu
Adam
O Şehre davrandığın gibi davran bana da O Şehre gittiğin gibi bana da git uçarak bana da in, bana da kon ve el salla geride bıraktığına: Elveda benim küçük adamım! ufacıktan bir Şehri nasıl adam ettinse, Sevdinse adam gibi, beni de o Şehir gibi sev! Korkma sakın, adam etmez aşk beni, geç benden, benim de köprülerim var, aşkı seyret oradan, dalgın günüm geçiyor, benim de gecelerim var, danset, eteklerin fırdönsün, sen bana dön, bana eşlik et, benim de sabahlarım var, uyanmaya ne saat, ne telefon, ne kapı: bisikletin zilini dizlerini kanatan bir deli kız çalsın yeter ki! Benim de parklarım var, uzanıver salkımsaçak üstüme, dalımdan tut, benim de yapraklarım var güneşli gövdene müjde eli kulağında bahar, benim de Şiirlerim var, aşk konulu, senin o Şehri sevmene benziyor, seni sevmeye benziyor adamakıllı serserin olana kadar Bir Şehri kıskanıyorum, benim böyle neyim var?
Şiir