Crooks yumuşak bir sesle konuşmaya başlad:"Bak başka türlü anlatayım sana demek istedigimi. Senin George'un var. Onun geri döneceğini biliyorsun. Kimsenin olmadığnı düşün bir. Diyelim ki siyah olduğun için yatakhaneye gidip kağıt oynayamıyorsun. Nasıl hissederdin kendini o zaman? Düşün ki bütun gün burada oturup kitap okumak zorundasın. Hava kararana kadar at nalı oynayabilirsin tabii, ama sonra işte buraya gelip kitap okumaktan başka yapacak bir şeyin yok. Kitaplar işe yaramıyor. İnsanın yanında olacak birine ihtiyacı var." İnlemeyi andıran bir sesle devam etti: "insan yanında biri olmazsa delirir. Kim olduğu hiç önemli değildir, yeter ki yaninda olsun." Ağlamaya başladı. " Sana bir şey diyeyim mi? İnsan çok uzun süre yalnız kaldı mı hastalanır, yalnızlıktan hastalanır."
Yalnız kişi, derin bir kuyuya benzer.Kolaydır içine bir taş atmak; ama dibe inerse bu taş, söyleyin bana, kim çıkaracaktır onu tekrar dışarı?
Yalnız adamı kırmaktan sakının! Eğer kırdınızsa onu, o zaman öldürün de!
Böyle buyurdu Zerdüşt.
Keyfine bakmalısın.Akşam, gunün en güzel zamanıdır. Günlük işini tamamlamışsındır, ayaklarını uzatıp keyfine bakabilirsin artık. Bence böyle bu iş. İstedigine sor, herkes aynı seyi söyleyecektir sana. Akşam, günün
en güzel zamanıdır.
Vahşi kaşlarını çatarak başını salladı. "Köklerini kazıdınız.
Evet, kesinlikle sizin tarzınız. Katlanmayı öğrenmek yerine tatsız olan her şeyin kökünü kazımak. Hangisi daha onurludur usumuzca, acımasız kaderin sapan taşlarına ve oklarına katlanmak mı, yoksa silah kuşanıp karşı koyarak son vermek mi dert yagmuruna.. Ama siz bunların hiçbirini yapmıyorsunuz. Ne katlanıyor, ne de karşı koyuyorsunuz. Yalnızca
sapan taşlarını ve okları siliyorsunuz. yeryüzünden. Kolayına
kaçıyorsunuz