...hayal az çok bir nesne üzerinde
merkezlenmiş olduğu için rüyadan son derece farklıdır. Rüya bir çizgi boyunca ilerler, koşarken yolunu yitirir. Hayal ise yıldız şeklinde işler. Yeni ışınlar saçmak için merkezine geri döner.
Rüyasız olduğunda mükemmeldir; denebilir ki, uyku her akşam bizi hayattan uyandırır.
Mutlak surette yalnızdım. Şu ana kadar, arzumun vücut bulduğu insan yüzleri konusunda hep suskun kaldım; sizinle benim arama sadece anonim hayaletler soktum. Beni buna utangaçlığın ya da insanın kendi hatıraları karşısında bile duyduğu kıskançlığın zorladığını sanmayın. Sevmiş olmakla övünmüyorum. En şiddetli heyecanların ne kadar kısa sürdüğünü iyi biliyorum;
ölümlü, her yönden ölüme bağımlı varlıkların yakınlaşmasından, ölümsüz olma iddiasındaki bir duygu çıkarmayı istemeyecek kadar. Başka birinde bizi heyecanlandıran şey, neticede ona hayat tarafından ödünç verilmiştir. Ruhun da beden gibi yaşlandığını; en iyilerde bile, tıpkı gençlik gibi bir mevsimlik çiçek açmadan, geçici bir mucizeden başka bir şey olmadığını fazlasıyla biliyorum. Öyleyse dostum, geçip gidene yaslanmak neye yarar?
Keyfi, tesadüfi ve ferdi olan herşey dünyamızın organı olabilir. Bir yüz, bir yıldız, bir yöre, yaşlı bir ağaç vs. içimizde çığır açan bir eser yaratabilir. Fetişlere tapmanın büyük realizmi
budur.
Keyfilik ve tesadüf ahengin unsurlarıdır. Keyfi ve tesadüfi bir dünya. Her iki halde de aynı ilişki söz konusu :
Mucize dünyası ve tabiat dünyası
Ruhlar dünyası ve gerçek dünya
"Şu doğanın bile bilmediği, yepyeni bir Kükürdün yakmış olduğu, Suyun koruduğu ve yurdunun ateş küreye girmesini engellediği, Suyla kaplanarak varlığını koruyan ve o mezardan ışık saçarak, parlayarak çıkan imge, şu ölümsüz ruh imgesi..."