Siz hiç duyarsız insanlara
Şiirler sundunuz mu?
Bir kıraçta kuru dala
'Belki' sularını salıp
Yeşerir de al yemişler
Verir diye umdunuz mu?
Ardı sırsız aynalara
Yalnızlığı silmek için
Bakıp bakıp karşınızda
Karanlığı buldunuz mu?
Aykırı isteklerde
Seslerin, sessizliği
Silip süpürdüğü
Odalarda oldunuz mu?
Siz hiç sığ sularda
Boğuldunuz mu?
Öncelikle, kitabı çok sevdiğimi belirterek başlamak istiyorum. Özellikle Yusuf'un yaşam öyküsü bence iyi bir şekilde ele alınmış. Yusuf'un anne ve babası o küçükken öldürülüyor. O da onları korumak isterken baş parmağı kopuyor. Aslında romandan ipuçları vermeyi hiç sevmem. Ancak söylemek istediğim kilit nokta şu, Yusuf'un bu olayı normal karşılayıp, kayıtsız bir tavırla kabullenmesi. En azından ben böyle yorumladım. Bu küçük çocuğun bu kabullenişini yetişkin halimizle kaçımız kabullenebilir? Acaba çocukken insan acıyla daha mı kolay başa çıkabiliyor? Ya da bu kayıtsız tavır acının fazla gelmiş olmasından mı kaynaklı ? Öyle ya bu daha tehlikeli değil mi? Bazen insan kendinden bilir bazı şeyleri. O umursamaz görünen tavrın ardında ne yangınlar vardır kim bilir. Hayatın akışında başımıza her şey gelebilir ama böylesi...Yusuf kaderin önünde, adeta savrulmuş bir yaprak gibi kendini kaymakamın evinde bulur. Nasıl ki karşılaştığımız insanlar bizlerin olgunlaşması için tecrübe edinerek ve ders çıkararak ilerlememizi sağlarsa bence kitaplar da öyle. Kendim yaşamış gibi hissettim. Eğer öyle olmasa ben Yusuf'a böylesi merhamet beslemez bu kadar empati yapamaz ve haklılık payıyla ona sempati duyamazdım. Bazen bazı şeyleri anlamak için yaşamak gerekmez. Zaten insan ömrü de her şeyi birebir yaşayacak kadar uzun değil. O yüzden bana başka bir dünyayı sunan - yer yer çok kötü de olsa :( - bu kitaba minnettarım. Sabahattin Ali rüştünü kanıtlamış bir yazar benim açımdan, o yüzden tüm eserleri okunmalı.
"Bilmem size de hiç oldu mu?.. Bazen insan bir kitapta kendisininde aklından geçmiş bir fikre, ta derinden hatra gelen silinmiş bir hayale rast gelir ki bu, en ince hissinizi anlatıyor sanırsınız."
"Hayat, birbirinden ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyordu. Geçen günleri bir daha geri getirmek mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi."
"Kendinde her şeyi yapabilecek kuvveti görmek, sonra yapılacak hiçbir şey bulamamak... Tükenmek bilmez bir sabırla bir meçhulü beklemek... Nihayet bütün bunları sisli bir havadaki ağaçlar gibi belli belirsiz, karışık bir şekilde hissetmek... Bu uzun zaman dayanılır şeylerden değildi."