Tuğba

Tuğba
@Gunseli_ediz
İnsan ara sıra evini yakmalı ve çıkıp seyretmeli
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kitabın kalbi
TAM O ANDA. Şimdiden ayın 28'i oldu ve ben daha hiçbir şey yapmadım. Öte yandan zihnimde dolaşan şiir de şimdi bir şuraya bir buraya kaçıyor. Sabah uyanıyorum, üzerinde düşünüyorum, hepsi bu yağmurlu günlerin ıslak solgunluğuna gömülüyor. Yitirdiğim yolu yakalamak için aksaya topallaya ilerliyorum. "Dur! Bekle! Dur" diye bağırıyorum yokuşun dibinde. Ama sayfalar yavaş yavaş, çok yavaş dökülüyor, bunu kabullenmek zorundayım ama hiç durup dinlenmiyorlar. Asla biz insanlar gibi değil. Durup çevreye bakıyoruz, bir sigara yakıyoruz, biraz çene çalıyoruz. Hayatın sayfaları, saatler yani, astronomik günler ve aptal mecazlara ihtiyaç duymayan aylar, hızla birbirlerini izliyorlar; kabul etmek gerek, böyle bir ağırbaşlılıkla geçişlerini görenler onların düşmanlarımız olduğunu söylemez. Pek ağır, pek asil ilerliyorlar. Ama asla durmuyor lanet olasıca, bir an bile soluklanmıyor, önümüzde daima koşturma, hazırlama, planlama, hesaplama, tasarlama bulunuyor. İnsanız ve arada bir durmaya gereksinme duyuyoruz. Duruyor ve uyuyakalıyoruz. Ama işte böyle, biz yolun kenarında durmuş, tuhaf şeylerin rüyasına dalmış ken saatler, günler, aylar ve yıllar bize birer birer yetişiyor, iğrenç yavaşlıklarıyla bizi geçiyor, yolun sonunda görünmez oluyorlar. Sonra sabah uyandığımızda geç kaldığımızı fark ediyoruz, peşlerine düşüyoruz. İşte tam o anda, amiyane bir deyişle, gençlik bitiyor, demek geliyor içimizden.
Sayfa 75·Kitabı okudu
savaş vardı
Bu lanet olası iş bittiğinde, son ateşler söndüğünde, nefretler yorgun düştüğünde, hatta bellek uykuya daldığında, çekilen acılar uzakmış gibi göründüğünde (ne zaman, ah ne zaman?)... işte ancak o zaman hayatımızın önemli kısmını aştığımızı ve iyi olanın sadece bitişte yer alacak kadar azaldığını idrak edeceğiz. Nihayet bu iğrenç uykudan uyandığımızda ve her birimiz askıda bırakmak zorunda kaldığımız kişisel öykümüzü ele almaya niyetlendiğimizde bize bunun yasak olduğunu, iyi ya da kötü uykunun hayat yerine sayıldığını ve bunu bilmiyorsak suçun bizde olduğunu söyleyecekler. Yarıda kesilmiş konuşmaya devama yeltendiğimizde hiç kimse, hatta belki biz de söze nereden başladığımızı hatırlayamayacağız. Ya da sabanımızın yarıda bıraktığı izleri tamamlamak için aletlerimizi aldığımızda, orada sanki asla bir kul çalışmamış gibi izlerin tümden silindiğini göreceğiz. İşte o zaman tek çarenin sanki yirmi yaşınday mışız ve bütün gelecek önümüzde uzanıyormuş ve o olası yol bizi hiç korkutmuyormuş gibi en baştan başla mak olduğunu anlayacağız. Ne var ki artık yirmi yaşında olmayacağız, hatta yüzlerimiz solmuş, saçlarımız kırlaşmış, neşemiz günden güne azalmış olacak.
Sayfa 32·Kitabı okudu
İnsan
"mahmut han o gece sabaha kadar uyuyamadı, sarayın içinde döndü durdu ve düşündü. ölümü ve hayatı düşünüyordu. ınsanları, şu dağlardan, ovalardan kopup gelen kalabalığı düşünüyordu. bunlar bir erkek ve bir kadının mutluluğu için buraya toplanmışlardı. dışardan bakınca öyle görünüyordu. ama bunun altında çok şey vardı. inanılmaz bir öfke vardı. yüz bin yılın başkaldırma duygusu vardı. şu konuşmayan, kıpırdamayan öfke... bir delikanlıyla bir kızın sevdasını bahane eden öfke... gittikçe zaman bozuluyor ve halk azıtıyor. bugün benim sarayımın kapısını tutarlar kız bahanesiyle, yarın istanbul şehrini doldurur padişahın sarayının kapısını tutarlar başka bir bahaneyle. vakt erişti gibime gelir. şu halka bir çare bulamazsak hepimizin kellesi gider. yarın zulmü bahane ederler, öbürsü gün vergiyi, öbürsü gün sarayımızı, öbürsü gün ekmeği... ve birikirler birikirler... yüz bin yılın öfkesi ve de acısıyla... şimdiki gibi sessiz birikirler. ve bu kalabalığa güç yetmez. onlarla ordular, bir dünya kadar ordu olsa başa çıkamaz. bunlar bir araya gelmeyegörsünler, önüne geçilemez. bir çare, bunları bir araya getirmemek için bir çare..."
... en azından benim hatıra dediğim şey, akılda süregelen bir masal anlatma şeklidir ve genellikle de anlatıldıkça değişir. Hiçbir zaman tam olarak kabul edi lemeyen, birbiriyle çelişkili çok sayıda duygusal menfaat hayatımıza girer ve muhtemelen masalcının işi de her şeyi bunlara uydurmak için yeniden düzenlemektir. Sonuç olarak her hâlükârda geçmişle ilgili ne zaman konuşsak aldığımız her nefesle yalan söyleriz.