Deniz, provamızda şelale gibi şarıldıyor, güverteye kat kat köpükler yayılıyordu. Sert bir rüzgarın savurduğu badem çiçekleri gibi çark etmekte olan beyaz bulutları içinden geçiyorduk. Deniz balık bolluğu ile dipdiriydi. Yeşil mavi yunus balıkları, dev kırlangıç kuşları gibi sancak ve iskelemizde uçuşuyor, gemiyle yarışıyor, havaya fırlayıp top gibi gümleyerek denize düşüyorlardı.
Sıcak ve soğuk arasındaki engelleri geçerek hayatın ılık sıkıcılığını unutuyorum;en çok korktuğum da o ılık olma durumu. Sıcak ya da soğuk hissetmeye geri dönememek, oda sıcaklığında hissizleşmiş bir şekilde takılıp kalmak.
…artık bir Alman’ın kafataslarının, gözlerin, ağızların, kemiklerin üzerinde yürümekten başka çaresi asla olamaz, ileriye doğru attığı her adım bu çukura çıkar, her yolu ister istemez bu çukurla kıyaslanmaktan kurtulamaz.