"Çok iyi biliyordum ki merhamet, kalbinize yerleştirilen sessiz bir dinamit gibidir ve patladığında parçaları bir araya getirmenin imkanı yoktur artık."
Bir gece akşam yemeğinden sonra Nazif yavaşçacık anne sine, "Anne bu gece seninle yalnız görüşmek istiyorum.
Sonra benim odama gelirsin, olmaz mı?" dedi.
Hidayet Hanım bu gizlice görüşmekliğin Rana'ya iliş kin olacağını düşünmüştü. Belki arkadaşlarından birini Rana'ya münasip görmüştür. Kadıncağızın bundan başka bir şey zaten zihnini işgal etmiyordu. Çünkü Nazif zaten evlenmek istemiyordu.
Kendisine edilen tekliflere, "Ben henüz öğrenimimi tamamlamadım. Bir çaresini bulursam Paris'e gideceğim.
İç hastalıklarına çalışacağım. Dönüşümde nasip ise evlenirim" cevabını veriyordu.
O gece evlat ile anne yalnızca birleşince Nazif hiçbir başlangıca gerek görmeksizin sözüne başladı.
Çoktan yitirilmiş, yitirildiği bile unutulmuş bir şey, bir anı, ruhsal yapılarının temel taşlarından biri belki, vazgeçilmez bir duyarlık nasılsa bulunuverirdi de, insanlar yine onu az sonra, şöyle bir dalgınlık sırasında ellerinden kaçıracaklarını iyi bildiklerinden, sevinçlerine hüzün katarak, geçip giden dakikalara sımsıkı sarılırlardı.