Tolstoy’un “Mürekkep hokkasının içine vücudundan etler bırakarak” yazdığını söylediği ölümsüz romanı Anna Karenina…
Bir romanın nasıl hissederek yazılacağını, hissedebilmeyi, insanın ruh dünyasındaki hislerini, iç diyaloglarını, insanın kendisiyle muhasebesini anlatan eşsiz bu romanı bizlere bırakan emektar yazar Tolstoy'a çokça minnetle.
Adeta bizleri romanın içindeymişçesine hissettirebilecek kadar güzel çevirisiyle kendine has anlatımıyla Tolstoy'un bizlere emanet ettiği eseri taslaklara kaydeden muazzam çeviri sahipleri Hasan Ali Yücel ve Ayşe Hacıhasanoğlu'na minettarız.
Bir de bu romanı bitirmek için kendime on iki gün süre vererek on iki günümü güzelleştirdiğim sabır ve özveri ile bitirdiğim kendimi adeta her bir roman karakteri ile özleştirdiğim için kendimi tebrik ederimm. Tabi asıl tebrik sadece bizim sabrımız değil kalın bir kitabı nasıl bu kadar akıcı okunabilir yapılmasını sağlayanlarda...
Roman" Bütün aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir." tıpkı roman gibi kendine has bir cümleyle başlıyor.
Ve okuduğumuz her bir cümlede, olayda, diyaloglarda biz bu cümleyle var oluyoruz hatta kitabın son yaprağına kadar bunu iliklerimize kadar hissediyoruz.
Ben bu güzel eseri okuduğum süreçte yeri geldi, Stepan Arkadayiç olup bana sadık olan beni her bir halimle seven eşimi aldattım ve beni bırakacağı günü heyecanla ve sessizce bekledim.
Bazense Darya Aleksandrovna olup aldatıldım çok sevdiğim eşim tarafından aldatılmak bana ağır geldi ama bu mücadeleyi kendimle verdim ve onu bırakamadım çaresizce kaderine boyun eğenlerden oldum.
Levin olup, başarılı olmayı her zaman kendime ilke edinen çok çalışan ve mücadele eden, sürekli kendimle tartışan ve kendime bile açıklayamadığım bir çok gerçekle yüzleşemedim belki de yüzleştim ama kendime