Büyük Büyük Dalip

Büyük Büyük Dalip
Sa souvraya niende misain ye.
Kapının ardı hiç böylesine yabancı gelmemişti Zehra’ya. Eşiği aştın mı korku başlıyordu. Korku, Zehra’yı bekliyordu. Yüksek taş duvarların, kapalı kapının sağlam sürgülerinin berisinde bile, ötelerin sırtına sırtına vuran ağırlığını duydu.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“Etkileyici,” dedi kadın kendi atıyla birlikte ilerlemeye başlayarak. “Bunun daha önce yalnızca birkaç kez yapıldığını görmüştüm. Sana kim öğretti?” Ses tonu buyurgan bir biçimdeydi ve bağının biraz sıkıldığını hissetti. “Bir deli,” dedi ve aklına Usta Rensial’in pis sırıtışı geldi. Frentis, bu fısıltı sırrını diğer acemi kardeşlerin hiçbirine öğretmediğini biliyordu. Karanlık’a benziyor, değil mi? demişti tiz sesli kıkırdamalarından biriyle. Bir bilselerdi. Aptallar. Başka bir şey söylemedi ve kadın, bağın artık standart haline gelmiş karıncalanmaya kadar gevşemesine izin verdi. “Bir zaman gelecek,” dedi batıya doğru ilerlerlerken, “kalbindeki bütün sırları isteyerek bana anlatacaksın.” Frentis’in elleri dizginleri kavradı ve içinden uluyarak yara izlerinden oluşan hapishanesine öfkelendi. Onu bağlayan şeyin yara izleri olduğunu biliyordu. Her bir şef ve usta kendi iradelerine boyun eğmesini bu şekilde sağlamışlardı. Tek Göz’ün son hediyesi ve nihai intikamı.
Oralarda çoğu insan yola çıkarken burunluk takardı, nitekim ortakları da takmıştı ama Tom Vincent bu tür “kız şeylerine” burun kıvırırdı ve şimdiye kadar yokluğunu hiç hissetmemişti. Şimdiyse sürekli burnunu ovuşturmak zorunda kalmasından anlaşıldığı üzere, bir burunluğa ihtiyaç duyuyordu. Yine de neşenin, taşkın bir sevincin heyecanını yaşıyordu içinde. Doğanın güçlerine boyun eğdirerek bir şey yapıyor, bir şey başarıyordu. İçindeki hayatın bütün gücüyle bir kahkaha attı ve sıktığı yumruklarıyla meydan okudu buza, soğuğa, dona. Soğuğun efendisiydi o. Ne yapıyorsa soğuğa karşın yapıyordu. Soğuk onu durduramazdı. Cherry Deresi sırtına varacaktı. Doğanın güçleri zorlu olabilirdi ama o onlardan daha güçlüydü. Bu gibi zamanlarda hayvanlar inlerine saklanır, burunlarını bile dışarı çıkarmazlardı. Ama o saklanmamıştı. Dışarıdaydı; soğukla yüzleşiyor, onunla savaşıyordu. O bir erkekti, her şeyin efendisiydi.
Some roads were easier to leave than others. Many walked to seek the future, but found only the past. Others sought the past, to make it new once more, and discovered that the past was nothing like the one they’d imagined. One could walk in search of friends, and find naught but strangers. One could yearn for company but find little but cruel solitude.
Işıktını tek başına öylece durdu. Bir eli duvarda, diğer eli alnında, nefes alıp verdi, nefes alıp verdi. Niye bu kadar terliyordu? Binlerce rica dinlemişti ve az öncekinden çok daha kötü birçok ricayla karşılaşmıştı. Hamile kadınları ölümlerine yollamış, çocukları ve ailelerini, masum ve inançlı insanları kötü kaderleriyle baş başa bırakmıştı. Böyle aşırı tepki vermesini gerektirecek bir sebep yoktu. Buna dayanabilirdi. Öyle büyütülecek bir şey değildi. Tıpkı her hafta yeni birinin Nefesini alması gibi. Ödenmesi gereken küçük bir bedel... Kapı açıldı ve içeri biri girdi. Işıktını dönüp bakmadı. “Benden istedikleri tüm bu şeyler, Llarimar,” dedi. “Bunu gerçekten yapacağımı mı zannediyorlar? Kendinden başka kimseyi düşünmeyen Işıktını'nın kendini feda edeceğine mi inanıyorlar? Gerçekten içlerinden birine hayatımı vereceğimi mi düşünüyorlar?” Llarimar birkaç saniye boyunca sessiz kaldı. “Onlara umut veriyorsunuz, Efendimiz,” dedi sonunda. “Son bir umut. Umut, inancımızın bir parçası. Bir gün müritlerinizden birine bir mucize bahşedileceği bilgisinin bir parçası.” “Peki ya yanılıyorlarsa?” diye sordu Işıktını. “Ölmeye hiç niyetim yok. Ben lüksün keyfini sürmekten hoşlanan avare adamın tekiyim. Benim gibiler hayatlarından vazgeçmezler. Bir şekilde tanrı bile olmuş olsalar.” Llarimar buna karşılık vermedi. “İyiler zaten çoktan öldü, Telaşe Nazırı,” dedi Işıktını. “Durugörü, Parlakton... Kendinden vazgeçebilenler onlardı. Biz geri kalanlar bencil olanlarız. En son ne zaman bir rica karşılık buldu? Üç yıl oldu mu?” “Aşağı yukarı, Efendimiz,” dedi Llarimar yavaşça. “Niye başka türlü olsun ki?” diye sordu Işıktını acı acı gülerek. “Yani onlardan birini iyileştirmek için bizim ölmemiz gerekiyor. Bu sana da çok saçma gelmiyor mu? Ne tür bir din, mensuplarını,