Büyük Büyük Dalip

Büyük Büyük Dalip
Sa souvraya niende misain ye.
Buck ise ne eve aitti, ne de köpek kulübesine... Tersine, bütün bu dünya ona aitti. Yargıcın oğullarıyla birlikte sarnıca atlayıp yüzer, ava gider, uzun akşamüstü veya sabah yürüyüşlerinde kızları Mollie ile Alice'e eşlik eder; soğuk ve karlı kış gecelerinde kütüphanenin şöminesinde kükreyen ateşin başında Yargıcın ayaklarının dibinde yatar, onun torunlarını sırtında taşır; onlarla birlikte çimlerin üzerinde yuvarlanır, ahırın avlusundaki çeşme civarında, hatta daha ötede, padokların ve böğürtlen çalılarının oralarda giriştikleri vahşi maceralarda dizlerinin dibinden ayrılmadan onları korurdu. Teriyerlerin arasında buyurgan bir tavırla ve azametle yürür, Toots ile Ysabel'i ise tamamen görmezden gelirdi, çünkü kraldı o; Yargıç Miller'in evindeki yürüyen, sürünen, uçan bütün her şeyin kralıydı. İnsanlar dahil.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Tekrar tekrar adam öldüreceksin, Beral Shak Ur,” demişti pis bir gülüşle kadın. Siyah gözbebeklerinde küçük ışıklar oynaşıyordu. “Kan kırmızı bir güneşin altında ölümün hasadına tanık olacaksın. İnancın, Kral’ın ve yükseldiğinde Ateş Kraliçesi için öldüreceksin. Efsanen dünyayı saracak ve bir kan şarkısı olacak.” Karda eğilmişti ve elleri hançerinin kabzasındaydı. Keskin tarafının üstünü kaplayan kan, ay ışığında siyah bir şekilde parlıyordu. Arkasında bir ceset duruyor, cesedin ısısının kara doğru çekilip kaybolduğunu hissedebiliyordu. Cesedin yüzünü tanıyordu ve sevdiği birisi olduğunu biliyordu. Ve onları öldürdüğünü biliyordu. “Bunu ben istemedim,” dedi. “Hiç istemedim.” “İstemek hiçbir şeydir, kader ise her şey. Sen kaderin bir oyuncağısın, Beral Shak Ur.” “Kendi kaderimi kendim çizerim,” dedi ama sözcükler, isyankâr bir çocuğun kayıtsız bir ebeveyne söylediği sözler gibi cılız ve boştu. Kadın alaylı bir şekilde kahkaha attı. “Seçim yalandır. En büyük yalan.”
“Martishe’te ağır zayiat verdik, Ekselans. Adamlar yorgun ve haftalardır ödemeleri yapılmadı.” “Gerçekten mi?” Kral kaşlarını kaldırarak Suret’e baktı. “Ücreti Nişan karşılayacak,” dedi Suret. “Alayın bizim kontrolümüzde olması uygun olur.” “Çok cömertsin, Arlyn. Zayiata gelince, zindanlardan ve sokaklardan istediğin kadar adam alabilirsin. Ünlü Kardeş Vaelin’in kumandanlığını yaptığı bir alaya gelmek isteyen oldukça insan olacaktır desem yanılmış olmam herhalde.” Üzüntüyle başını salladı. “Savaş, hiç tanık olmamışlar için hep bir maceradır.”
Udinaas pul yolmayı sürdürdü. Daha önce kendi ağzından çıkan sözleri düşündü. Düşkünler. Acaba ayak izlerimizi kimler takip edecek? Biz unutulmuşların, yok sayılmışların, göz ardı edilmişlerin izlerini. Yol başarısızlıksa kimse onda kendi isteğiyle yürümez. Düşkünler. Yüreğim onlar için neden ağlıyor? Onlar değil biz, zira ben de hiç kuşkusuz içlerinden biriyim. Köleler, serfler, meçhul köylüler ve işçiler, kalabalıktaki bulanık çehreler – hafızadaki bir lekeden, tarihin yan geçitlerindeki bir ayak sürtmeden ibaret kimseler. Kişi durabilir, geriye dönebilir ve gözlerini alacakaranlığı delmeye zorlayabilir mi? Ve düşkünleri görebilir mi? Düşkünler hiç görülebilir mi? Ve eğer görülebilirse o anda nasıl bir duygu doğar? Yanaklarında tahriş olmuş ellerine damlayan gözyaşları vardı. Udinâas o sorunun bıçak keskinliğinde ve derinlere kadar inen cevabını biliyordu. O cevap... teşhisti.
Kalemimi bıraktım ve ağrıyan sırtımı dikleştirdim. “Onu tekrar gördün mü?” diye sordum. “Prensesi.” “Hayır. Planını reddettiğim için sanırım bana ihtiyacı kalmadı.” Şişesini ağzına götürüp kana kana su içti. “Ama yıllar içinde ünü arttı. Güzelliği ve nezaketi dilden dile ülkenin her yerine yayıldı. Şehrin ve Diyar’ın yoksul kısımlarına gidip ihtiyacı olanlara el uzattı, yeni okullar ve Beşinci Nişan tedavi evleri yaptırdı. Pek çok soylu onunla evlenmek istedi ama hepsini reddetti. Kendisine uygun, güçlü bir koca bulamadığı için Kral’ın ona kızdığı söylenirdi ama bu kendisine de acı vermesine rağmen babasının isteğine karşı çıkmış.” “Hâlâ seni beklediğini düşünüyor musun?” Durumun trajedisi yazar ruhumu uyandırıyordu. “İyi davranışlarda bulunup kırık kalbini onarmaya çalıştığını, sadece bununla seni kazanabileceğini düşündüğünü? Gerçi tabii seni son beş yıldır ölü biliyor.” Bana şaşkın, inanmaz bir şekilde baktı ve birden gülmeye başladı. İçten gülüyordu. Yüksek sesle, uzun süre güldü. “Bir gün, lordum,” dedi neşesi dinince. “Tanrıların seni lanetlerse Prenses Lyrna’yla tanışırsın. Tanışırsan nasihatimi dinle ve ters yönde, çok hızlı bir şekilde koşmaya başla. Bence senin kalbini çok kolay kırar.”