Tüketim Toplumu kitabı, Dostoyevski’nin çok sevdiğim alıntısıyla söze giriyor: ‘’Bütün maddi tatminleri sağlayın ona, öyle ki uyumak, çörek yemek ve dünya tarihini sürdürmeyi dert edinmekten başka yapacak bir şeyi kalmasın; yeryüzünün tüm mallarına boğun ve saç diplerine kadar mutluluğa gömün: Bu mutluluğun yüzeyine küçük kabarcıklar çıkacaktır, suyun üzerinde olduğu gibi.’’ Aslında bu alıntıyla kitabın genellemesini rahatça yapılabilecektir çünkü geçmişten ve bugünümüze süregelen toplum, yalnızca tüketilmeye alıştırılmaktadır. Ne yazık ki kitapta da bahsedildiği gibi biz yeni nesiller artık ihtiyacımız olan ürünleri almamaktayız. Çünkü ihtiyaçlarımızın ürünler ve sınırsız üretimler tarafından ele geçirilmiş olduğunu kanısındayım. Bu kitabın şahsıma bilinçlendirdiği şeylerden birisi de gün geçtikçe insanlara değil eşyalara ve cisimlere bağımlı olmaya başlıyor oluşumuzdur. Bugün çok yüksek ihtimalle pahalı fiyata satın aldığımız bir parfüme ona yüksek ücret ödediğimiz için bağlılık duyabilmekteyiz; yalnızca elimizin altında olma arzusuyla ona sahip olmak için gerçek hayati ihtiyaçlarımızdan kısabildiğimiz şahsımca yadsınamaz bir gerçektir. Kitapta yazar Jean şöyle bir cümle kuruyor: ‘’Geçmiş uygarlıkların tümünde dayanıklı nesneler, araçlar veya binalar kuşaklarca insandan daha uzun yaşamışken, bugün onların doğmasını, gelişmesini ve ölmesini izleyen bizleriz.’’ Bu sözü anlayabildiğim kadarıyla şu şekilde yorumlamak istiyorum: Geçmiş uygarlıklarda insanlar yalnızca hayatta kalmak için üretiyorlardı çünkü gerçekten o nesnelere ihtiyaçları vardı ve onları uzun dönem idare etmesi gerekiyordu. Fakat bugün gelişen teknolojiyle birlikte yenisini üretmek için ve insanların nesnelere olan tüketim ihtiyacını maksimum düzeye çıkarabilmek için ürünlerin kullanım ömürleriyle ve