Delirmek istedim en çok. Delirip dünyayla tüm bağımı koparmak, örneğin bir ağacın eğri büğrü dalını, kaldırımda bir taşı veya yere dökülen suyun toprakta yavaş yavaş ilerleyişini dert edinmek istedim.
Deliremedim.
Sen yoksa beni
Yaşamaktan bıkar mı sandın?
Kaçak çöllere giderim mi sandın
Açmıyor diye
Bütün düş tomurcukları?
Bak işte, yerli yerimdeyim;
İnsanlar yetiştiriyorum bana benzer;
Öğrenmek değiştirir bizi, yalnızca ''yaşatmak''la kalmayan tüm gıdaların yaptığını yapar-: fizyologların da bildiği gibi. Oysa bizim temelimizde, orada, tamamen ''aşağıda'' , elbette öğrenmeyen bir şey, granitten bir tinsel yazgı, önceden belirlenmiş seçme sorulara önceden belirlenmiş bir karar ve yanıt vardır. Her büyük sorunda, değişmeyen bir ''ben buyum'' konuşur; örneğin bir düşünür kadın ve erkek hakkında öğrendiklerini değiştiremez, yalnızca adamakıllı pekiştirebilir- kendisinde bu konuda ''sabit olanı'' sonuna kadar keşfedebilir yalnızca. Bu zamanlarda sorunlar için özellikle bizde güçlü inançlar uyandıran belirli çözümler bulunuyor; belki bundan böyle onun ''kanaatleri'' denir bunlara. Daha sonra- yalnızca kendini bilmenin ayak izleri görülür onlarda, bizim olduğumuz sorunlara kılavuzlar, - daha doğrusu bizim olduğumuz büyük aptallığa, tinsel yazgımıza, tamamen ''aşağıdaki'' o d i k k a f a l ı y a. Kendi kendime gösterdiğim bu zengin nezaket üzerinden, belki de ''kendinde kadın'' hakkında bazı hakikatleri telaffuz etmeme izin verilir: bunların ne kadar da yalnızca - benim hakikatlerim olduğunun - daha en baştan bilinmesi koşuluyla.-