Birçoğumuzun Ömer Seyfettin ile çocukluğumuzdan beri süre gelen bir tanışıklığı var. Ama ben ne yazık ki Ömer Seyettin' in bir çocuk hikayecisi olmadığını bu gün bitirdiğim Yüksek Ökçeler kitabıyla bi kere daha gördüm. Bilinçsizce, sırf az sayfaya sahip oldukları gerekçesiyle erken dönemde ellerimize tutuşturulan bu öyküleri siz siz olun çocuklarınızın eline 11-12 yaşlarından önce vermeyin.
Kitap; Milli Edebiyat Dönemi' ndeki Batılılaşma sürecinin negatif etkileri, sahtekarlığın alıp başını gittiği, batıl olanın insanı nasıl kasıp kavurduğu gibi içerikleri ele alan öykülerle bezenmiş. Artı ve eksilerine gelecek olursak; eserin yabancı sözcüklerden sıyrılarak arı bir Türkçe ile oluşturulması, kısa cümlelerin anlaşılma kolaylığı ve okuyucudaki merak dürtüsünü ön plana çıkarması olumu yönleri. Fakat bireysel ve toplumsal tahlillerin hiç yok denecek kadar az oluşu sebebiyle okuru tam olarak hikayelerin içine hapsedememesi olumsuz özelliklerinden. Kitabın edebi doyuruculuğunun bana eksik gelmesinin yanı sıra kitap okumaya hevesli olupta nereden nasıl başlayacağını bilmeyen bir tanıdığınıza rahatlıkla hediye edebileceğiniz nitelikte bir yapıt olduğunu da söyleyebilirim.
Kitaplarla kalmanız dileğiyle..
Bu benim Server Bedi lakabıyla tanınan Peyami Safa' dan okuduğum 2. kitaptı. Güzel beklentilerle okumaya başladığım eser beni fazlasıyla tatmin etmeyi başardı.
Sıradan bir gözle bakıldığı zaman her ne kadar "bir kız, iki oğlan" çatışması gibi görünse de romanın derinliklerindeki felsefe, mesaj ve anlatım özellikleri oldukça güçlü. Eser bizlere Neriman ismindeki genç kızın biri Doğu' yu (Şark) ,diğeri Batı' yı (Garp) temsil eden iki oğlan arasındaki gelgitli dünyasını sunuyor. Ustaca kaleme alınmış piskolojik tahlillerin içerisinde kaybolurken kendinizi bir Neriman, bir Şinasi hatta bir Faiz Bey gibi hissedebilirsiniz. Onların kafasındaki düşüncelerde yoğrulacak, onların düşüncelerindeki gerçeklerle yüzleşecek ve bu yüzleşmeler içerisinde yazarın kalemine içten içe bir şapka çıkarma gereksinimi duyacaksınız. Fatih Harbiye, okuma alışkanlığına sahip olmayan biri için oldukça sıkıcı ve ağır gelebilir. Bunu düşünme sebebim ise kitap her ne kadar 128 sayfalık basit bir novella gibi görünsede aslında kitabın günümüzde anlamını yitirmeye yüz tutmuş kelimelerle dolu oluşu oldu. Lâkin kitaplarla haşır neşir bir kişiliğe sahipseniz, heleki karakterlerin iç dünyalarına girmekten sizde benim gibi büyük haz alıyorsanız bu kitabı sizlerinde seveceğine eminim.
Kitaplarla kalmanız dileğiyle..
Mustafa Kutlu uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı. Fakat nedendir bilmem bu yazarın kitaplarını hep bir erteleme gereksinimi içerisindeydim. Ve sonunda dünya telaşımı yenip en çok bilinen eserlerinden biri olan Uzun Hikaye' yi daha fazla bekletmeden okuyabildim.
Uzun Hikaye bir solukta okuyup bitirebileceği novella niteliğinde bir kitap. Baş kahramanlarımızın Ali ile Mustafa olduğu bu baba-oğul ilişkisini Mustafa' nın (oğul) ağzından dinlerken sanki tavşan kanı bir fincan çayla kendinizi Mustafa' yla sohbet edermiş gibi hissedip onunla beraber bu hikayeye girip onun anılarıyla şenleneceksiniz. Kitapla ilgili diğer güzel şeyler ise yazarın kitapta kendi hayatından izler taşımasıyla bazı kitapların sonunun tam olarak net olmayışı gibi Uzun Hikaye' nin de karton kapağını gece yarısı yorgun gözlerimle kapattığımda "Acaba Mustafa sonra ne yaptı? Nerler yaşadı?" Sorusunun cevaplarını kendi içimde tasarlayabilmemdi. Eğer sizde yazarların okurlarda bıraktığı bu merak dürtüsünden benim gibi hoşnutsanız ve çantanızın içinde rahatlıkla taşıyıp; metroda, parkta, işteki molalarınızda kendinize bir iyilik yapıp okumak için sürükleyici bir eser arıyorsanız hem bu kitaba hem de kırgız yazar Cengiz Aytmatov' un Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek isimli kitabına bakınabilirsiniz.
Kitaplarla kalmanız dileğiyle..
İnstagramda gezinirken bir sayfa dikkatimi çekmiş ve Tabure Kültür Sanat Detgisi' yle böyle tanışmıştım. Genel olarak düzenli bir şekilde dergi okuma alışkanlığı olan biri değilim. Ama yeni ve güzel bir alışkanlık kazanmamda iyi bir aracı seçtiğimi düşünüyorum. Okurlarıyla genel olarak sinema, müzik, edebiyatla ilgili yazılar paylaşan bu kırk sayfa hemen hemen herkesin merak dürtüsünü uyandırabilecek nitelikte. Dergi içerisindeki denemelere göz gezdirirken toplumun yanlış öğretilerinin yerini "vicdan" kavramına bırakması gerektiğine deyinen noktaları ve bunu dile getirilirkenki üslupları çok hoşuma gitti. Özgün çizimleri, içeriği hatta kapak tasarımına kadar fazlasıyla beğendiğim bu dergiye, özelliklede Zozan Çetin' in yazılarına "okumak" eylemine sevgiyle bakan herkesin en azından bir göz atmasını isterim. Şu âna dek 1. Ve 2. Sayılarını okuduğum bu derginin diğer sayılarınızda sepetime ekledim bile. Sizlerinde okumasını ve okutturmasını şiddetle değil, "sevgiyle" tavsiye ederim.
Kitaplarla kalmanız dileğiyle..
Türk edebiyatı yazarlarını okurken nedendir bilmem yüreğim daha bir hassaslaşıyor. Anlatılan topraklardaki kişilerin benim insanlarım oluşunu bilmek, bahsi geçen yerlerde benim yurdumun parçasını bulmak beni anlatılan hikayenin daha bir içine çekmeyi başarıyor. Ve benim memleketimi anlatan eserlerin ustalıkla kaleme alınmış olduğunu görmek de ayrı bir şekilde gururumu okşuyor.
Bugün yine aynı nedenlerle gururumu okşayan bir romanı bitirdim. Adı "Çalıkuşu". Baş kahramanını ise bilmeyen yoktur. Onun adı "Feride".
Bu güzel sayfalarda gezinerek hayatı boyunca en mutlu olması gereken günde ansızın gelen bir haber ile kader çizgisini hiç korkmadan, kendi başına ve yeni baştan çizmeye kalkan bu cesur genç kızın, çocukluk hallerinden itibaren büyümesine ve olgunlaşmasına tanıklık ediyoruz. Roman beni yer yer güldürüp yer yer gözlerimi yağmur damlalarının insafına bıraktı. Bunun yanında kuşak farklılığından kaynaklı bazı kelimelerin anlamlarını bilmeyişimize rağmen romanın akıcılığından hiçbir taviz vermediğini de söyleyebilirim.
Bu benim Reşat Nuri gibi büyük bir Cumhuriyet Dönemi yazarından okuduğum ilk kitaptı. Şu an elimde uzun bir okuma listesiyle bereber omuzlarımda YKS sınavının getirdiği ağır bir yük silsilesi var. Fakat bu uzun liste içerisinde usta yazarın "Acımak" adlı romanının bulunuşu beni şimdiden fazlasıyla heyecanlandırıyor.
Eğer siz de Reşat Nuri Güntekin eserleriyle daha tanışmadıysanız Çalıkuşu' nu okumaya başlayarak bu duruma bir son verebilirsiniz.
Kitaplarla kalmanız dileği ile..