Amerikan sosyolog, yazar ve aktivist bir feminist olan Charlotte Perkins Gilman’in 1915 yılında kaleme aldığı ütopik feminist eseri Kadınlar Ülkesi bana göre devrimsel bir şaheserdir. Nedenine gelecek olursam, 21. yüzyılda dahi ‘’feminizm’’ kelimesinin çoğu odalarda ‘’soğuk rüzgârlar’’ estirdiği reddedilemeyecek bir gerçektir. Buna rağmen, 100 yıl öncesinin toplumu göze alındığında Gilman’in eserlerinde sergilediği tutum bana kalırsa ayakta alkışlanacak niteliktedir.
Yazdığı eserlerde dönemin toplumunu eleştirmiş ve kadın haklarını daimi savunmuştur. Gilman ‘’The Woman and Economics’’ eserinde, kadınların, para kazanan erkeklere ‘’doğal’’ olmayan bağımlılığını eleştirmiş ve ekonomik bağımsızlığın önemi üzerine fikirlerini sunmuştur. Şüphesiz ki bu kitabında öne sürdüğü felsefeyi, Kadınlar Ülkesi’nde kurduğu hayali dünyada hayata geçirdiğini görmek mümkün.
Bu ülke, sadece kadınların ve genç kızların ülkesi. Kontrolünü kaybetmişçesine kozmetik ürün havuzuna dalmayan kadınların ülkesi. Ataerkil zihniyetin görüşlerinin tam tersinin olduğu bir ülke. Diğer bir deyişle zamanımızın tam tersi. Simone de Beauvoir, İkinci Cinsiyet (2 Cilt Takım) eserinde şöyle der: ‘’Kadınlar dünyanın şekillendirilmesinde rol oynamaya başladığı halde, bu dünya hâlâ erkeklere ait bir dünyadır.’’ İşte bu dünyanın tepetaklak olduğu bir ülkedir Kadınlar Ülkesi.
Üç ana karakterimiz mevcut; Vandyck, Jeff ve Terry. Bu erkekler bir keşif gezisi sırasında birlikte oldukları gruptan ayrılarak, erkekler için ‘’ölümcül’’ olabilecek Kadınlar Ülkesi’ne gitmeye karar verirler. Buradaki düzeni, birliği ve neşeyi görünce gözlerine inanamazlar. Burada mutlaka erkeklerin de yaşadığını iddia ederler. Ama gelgelelim ki bu ülkede erkek yoktur. Aslında önceleri normal, sıradan bir ülkedir burası fakat çeşitli zorluklar, savaşlar vesaire derken erkekler yok olur. Ve bir kadın