Annesinin babasına çektirdiği zalimlikten tutup kadınlar üzerinde evrensel bir dil oluşturan fakat, bu dili oluşturduktan sonra tikel anlamda kalmayıp genel anlamda yaptığı analitik aşamadaki tenkitindeki basiretli görüşü ile haklı olan bir üstadın, dahinin bağırışıdır.
İnsanlarla birlikte yaşamaktan âcizim. Konuşmaktan âciz. Sadece ve sadece kendimle meşgulüm. Kendim hakkında düşünüyorum. Duygusuz, düşüncesiz ve korku doluyum. Hiç kimseye söyleyecek bir sözüm yok. Hiç!
Deneyimleriyle birlikte gündelik dünya çoğumuza biraz donuk ve bulanık görünür. Ama az sayıdaki insan için sık sık, birçok insan için de ara sıra, hayal deneyiminin parlaklığı adeta gündelik görüşün içine sızar ve gündelik dünya onlar için başkalaşır. Hâla tanınabilir halde olmasına rağmen, Eski Dünya zihnin öteki bölgesinin niteliğine bürünür. Gündelik dünyanın bu başkalaşımının tamamen karakteristik bir betimlemesi şöyledir: "Deniz kıyısında oturmuş, bir şeyi hararetle kanıtlamaya çalışan bir arkadaşımı yarım kulakla dinliyordum. Bilincinde olmadan avucumdaki ince kum tabakasına bakıyordum, birden her küçük tanenin olağanüstü güzelliğini fark ettim; her parçacık diğerlerinden farklıydı ve mükemmel bir geometrik örneğe göre yapılmıştı, keskin açılarıyla, her açıdan yansıyan parlak bir ışık huzmeleriyle, birer gökkuşağı gibi parlayan minicik kristalleriyle... Işık huzmeleri birbirlerini çapraz olarak kesiyor ve öyle müthiş desenler oluşturuyorlardı ki beni soluksuz bırakıyorlardı... Sonra birden, bilincim içeriden aydınlandı ve canlı bir biçimde bütün evrenin, ne kadar donuk ve cansız görünürlerse görünsünler bu yoğun ve can alıcı güzelliklerle dolu parçacıklardan oluştuğunu gördüm. Bir veya iki saniye boyunca bütün dünya tek bir harika parlaklık olarak göründü. Söndüğünde, içimde daha sonra hiç unutmadığım bir şey bıraktı, çevremizdeki en küçük toz zerreciğine gizlenmiş güzellikler konusunda beni sürekli uyaran bir şey." Benzer şekilde George Russell, dünyayı "dayanılmaz bir ışık parlaklığıyla" aydınlanmış olarak gördüğünü, kendini "kayıp bir cennet kadar güzel manzaralara bakarken bulduğunu, "renklerin daha parlak ve daha saf, ancak daha yumuşak bir ahenk içinde" olduğu bir dünyanın karşısında durduğunu yazıyor. "Rüzgar ışıltılar saçıyordu ve elmas berraklığındaydı;