Hayatım hayal edilemeyecek kadar manasız ve boş ge-
çiyordu. Sabahları erkenden işime gider, öğle ve akşam
yemeklerini küçük bir așçı dükkânında veresiye yer ve
akşamları, eğer kahvede kâğıt oynayanları aptalca seyre
dalmazsam, erkenden eve dönerdim. Ruhum kütleşmişti.
Bu sofa yaşlı bir insan yüzü gibidir: Evimizin bütün ruhu, kederleri ve neşesi orada görünür, her günün hadiseleri tavana, duvarlara, döşemeye bir leke, bir çizgi, bir buruşuk ve bazen de ancak bizim görebileceğimiz gizli bir işaret ilave eder. Bu sofa canlıdır: Bizimle beraber kımıldar, değişir, bizimle beraber dağılır, toplanır, bizimle beraber uyur uyanır; bu sofa aramızda sanki üçüncü bir simadır ve güldüğü, ağladığı bile olur.