Parrhesiastes

Parrhesiastes
@Hyperborlu
Kendine doğru koşan bir geyik ve öfkedir boynuzları...
Akademik
Yüksek Lisans
İzmir
İstanbul
400 okur puanı
Mayıs 2020 tarihinde katıldı
Aziz Nesin, Türk aydınlarının onuruydu, Türk aydınlarının şanıydı bence. Çünkü hepimizin düşündüğünü, ama dile getirmekten çekindiğini, ancak o söylerdi hiç korkmadan, açıkça. Örneğin çoğumuz tanrıtanımazdık. Ama bunu açıklamayı göze alamaz dık. Bir tek Aziz Nesin, “ben tanrıtanımazım” derdi dobra dobra.
Parrhesiastes
Türk aydınlari, çok büyük iddia bu.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Genetik soy bağımızdan kopuk insan sureti değiliz, birikimli olarak doğduk.
Bireyin evrende kendi soyundan kopuk olarak yönünü bulması olası değildir, tıpkı gezgin bir bulutta bir su damlası gibi, ancak halkının içinde özümsemiş olarak dolaşır.
Sayfa 145 - Metis, 3.Basım Kasım 2015, çev: Neyire Gül Işık·Kitabı okudu
Sosyoloji-Düşünce
Parrhesiastes
İnsanın doğası yoktur, tarihi vardır diyor hazreti Gasset
Puan vermedi·320 syf.·
2023 5. kitabı
Geçenlerde "unutmak"tan bahsetmiştim, neyi unutacağımızı bile artık tam olarak idrak edemedigimizden. Odaklanma sorunu kişisel bir durum olmaktan çıkıp 7 den 70 e herkesi etkisi altına alan toplumsal bir sorun haline geldi. Yoğun ve kesintisiz bir şekilde enformasyona maruz kalan kişiler olarak aşırılıklar arasında sersemlemiş bir halde kendimiz ve çevremiz ile olan gerçek temasları kaybetmek üzereyiz/kaybettik. İnternet aracılığıyla artık bilgiye ulaşmak daha kolay-mış gibi görünse de doğru bilgiye ulaşmak oldukça zor ve üzerinde düşünmek, yoğunlaşmak, derinlemesine araştırma yapmak daha da zor bir hal alıyor. Sürekli dağılan dikkatimiz, oradan oraya savrulan düşüncelerimiz arasında günü yorgunluk ve tukenmislikle kapatıyoruz. Her zamankinden daha yorgun olmamıza rağmen çok daha az üreten ,örgütlenen, eyleme geçebilen, hayatın içinde yer alabilen bireyler haline geliyoruz. Her şeyin çoğaldıkça ne kadar azaldığını, az olanın nasıl çokluk oluşturduğunu unuttuk gitti. Arasıra anımsar gibi oluyoruz fakat farkettigimiz bu odağı hemen kaybediyoruz. Çok kısa bir sürede, saniyeler içinde belki. Sosyal ve yakın ilişkilerde de yaşadığımız sorunlardan biri bu değil mi? Bir an bir duyguya temas ediyoruz ve çabucak dikkatimizi kaybediyoruz, birbirimizden ve kendi duygularimizdan bile. Ama neden ? Son 7-8 aydır süren dikkat dağınıklığım geçen ay itibari ile pik yaptı. Unutkanliklar, zihinde uçuşan düşünceler, bir konudan başka konuya geçişler, tartışmaya konu olan objeyi kaybetmeler ile artan yorgunluk seviyem birbirleri ile orantılı şekilde artış göstermeye başladı. Kategorize etme ve örüntü kurma becerim de gittikçe azalıyor gibi. Bu durumun kaygı seviyemi de yükselttiği aşikar. Kaygı deyince aklımıza çabucak YAB ve panik atak geliyor olsa da bu duygu çoğu zaman bozukluk
Çalınan DikkatJohann Hari · Metis Yayınları · 20245,3bin okunma
Parrhesiastes
Muhtemelen bu, enformasyon çağı diye adlandırılan çağın paradigmasının ürünü ve birçok boyutta düşünülebilecek bir sorun. Ama dikkat kaybı veya odaklanma sorunu gibi fenomenler en temelde ontolojik ve epistemolojik düzeydeki bazı nitelik kayıplarının ve farklılaşmaların ürünü şeyler. Kitap, alıntılarınızdan ve bu incelemeden anladığım kadarıyla bu noktalara da temas ediyor yer yer. Ben bu sorunun, imaj çağında yakınlıkların ve uzaklıkların (kendiliği, güveni, bilmeyi, inancı v.s. içerecek şekilde) tekrar düzenlenmesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Dolayımlanmış bir yaşam evreninde, kendi-nin uzağında olan ve ufuk çizgisini aşan birçok şeye maruz bırakılan -insan, bir cinnet halini yaşıyor. Kendi-nin yakınında durmadığından, uzaklardan ekran dolayımıyla kendine dayatılan bir evrende görünmenin ve göstermenin hazzını yaşıyor. Bu evrene katılmak, daha fazla katılmak, yorum yapmak, paylaşmak, her an değişebilen hislerini göstermek, göstermek istiyor. Dolayısıyla klasik manada, burada ne bir insan yaşamından, ne de bir insan bilmesinden bahsedebiliyoruz. Çünkü klasik manada insan kalmakta ısrar etmeye yardımcı olan dikkat, odaklanma gibi fenomenler bu çağın ihtiyacını karşılamıyor. Bu çağa özgü varoluşa katılabilmek için dikkat etmek ve odaklanmak zorunda değil çağın insanı. Hatta varolmak için bunlardan olabildiğince feragat etmek zorunda. "Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya" diyor ya ilkyaz'da Gülten Akın, sorun çok derinlerde...