Sonradan körleşmedik, hep kördük, Gördüğü halde görmeyen körler...
Kitabın felsefesinin özeti olan bu cümleyle başlamak istedim bu inceleme yazıma. Son zamanlarda okuduğum ve beni gerçekten en derinden etkileyen kitaplar arasında yerini almış bulunmakta kendisi. Gerçekten öyle mi bilmiyorum ama kitaptaki körlük sonrası bozulan toplumsal yapının ve karantina altındaki insanlar arasında kurulan "güçlü zayıfı ezer, halk ise zayıflığı dolayısıyla hayatta kalmak adına normal şartlarda asla yapmayacağı şeyleri yapmak zorunda kalır" gerçeği yüzüme tokat gibi çarptı. Zalimler zalimliklerini sürdürüyor, güçlü ve zorbalar midelerini tıka basa doldururken güçsüzler açlıklarını bi'nebze olsun bastırmak ve hayatta kalmak için asla yapmayacağı şeyleri yapıyor. Ahlaksızlık diz boyu, iğrençlik son noktada, utanma duygusu kalmıyor, sefalet ve ölüm kaçınılmaz. Maalesef sistem bu şekilde işliyor; hayat ise çocuk, kadın, masum dinlemiyor.
Beni derinden etkileyen ve sırf bu yüzden en fazla 1 haftada okunacak bu kitabı 1 ay boyunca okudum. Kimi olayları durup kafamda canlandırdım, kimine ise okuduktan sonra akıl sağlığım ilerlemeye el vermediği için bir süre durup dinlenmek istedim. Çünkü biliyorum, bu kitap kurgudan ibaret ama maalesef kitapta yaşanan olaylar veya metaforik olarak anlatılanlar aslında bize hayatın gerçeklerini anlatıyordu.
Geçirdiğimiz bu zor günlerde güçlü devletlerin nasıl da zayıfları ezdiğini, masum insanlar katledilirken, biz, güçsüz halkın ise normalde asla böyle bir duruma izin vermeyeceğimiz bilinmesine rağmen hayatta kalma mücadelemiz dolayısıyla elimizden tarafımızı belli etmekten başka bişey gelmediği gerçeği içimi yaktı. Gerçekten de bazen, hatta genellikle, "gördüğü halde görmeyen körleriz" biz. Sistem bizi bu hale getirdi, vicdanlarımız her ne kadar rahat