İlk 20-30 sayfası garip bir şekilde sıkıcı olan kitap, ilginçtir John Steinbeck abimizin kitaplarını çok fazla sevmemin sebeplerinden birisi de bana bu kitapta sıkıcı gelen ayrıntılarıdır. Neden bu kadar sıkıldım diye düşünürken, büyük ihtimalle çevirmenden kaynaklandığını anladım. Sel yayıncılıkta genellikle çevirmenler çok iyidir fakat ne hikmetse bu çeviriyi pek beğenemedim. Bazı cümleler pek anlamsızdı.
Steinbeck yine her zaman ki gibi okuyanı aniden bazı insanların yaşamının içine sokuyor, bunu yaparken de bu insanların yaşamış olduğu bölgeyi öyle güzel betimliyor ki sanki oradaymışcasına bir hisse kapılmamızı sağlıyor. Sahneye giren her karakterin içini dolduruyor ve onlara bir derinlik kazandırıyor. Bunu bazen evvelde yaşanmış olan birkaç olay anlatarak yapıyor bazen de o an gerçekleşen bir diyalogla veriyor ve bunun farkında vardırmadan yapabilmesi onu büyük yazar yapıyor zaten.
Aslında bahsettiği karakterlerin ahım şahım özellikleri, güçleri, dünyayı değiştirecek düşünceleri yok. Hepsinin kendi içindeki dünyalarına biraz giriyoruz ve hepsine bir yerde hak vermemizi sağlıyor Steinbeck. İnsan psikolojisiyle harmanlanan düşüncelerin ve onlarla var olan davranışların, öfkelerin, kinlerin, tipikleşmiş erkek davranışlarına karşılık gelen tipik kadın davranışlarını usul usul anlatıyor ve bunların dünyanın neresinde olursa olsun birbirine benzeyebileceğini anlamamızı sağlıyor. Karakterler arasındaki ilişkiler öylesine gerçek bir zemin üzerine temellendirilmiş ki, kitabı okurken böyle bir şey olmaz diyemiyoruz. Gerçekçi yazar dediğimiz de budur zaten.
En nihayetinde nasıl ki aniden bir yaşamın içine giriyorsak aynı hızla da ayrılmamızı sağlıyor Steinbeck. Sanki biz ayrıldıktan sonra onlar o otobüsten inip nice başka sorunlar yaşadılar ve belki de hayatın bir yerinde