Bir roman düşünün 60lı yılların başında kaleme alınsın ama aradan altmış yıl geçse bile güncelliğini korusun… anlatılan hikaye aynı, karakterler aynı çünkü yurdum insanının vaziyetini görmüş Aziz NESİN, geniş geniş anlatmış bize… Okudukça bu Zübüklerden var hala dersiniz, biraz daha okuyunca amma Zübük var memlekette diyeceksiniz hatta kitap bitince “hepimiz birer zübüğüz” demekten kendini alıkoyamıyor insan. Sözlerimi kitaptaki en sevdiğim alıntıyla bitireyim; “Halk bilir, halk sezer…” Halk hiçbirşey bilmiyor, hiçbirşey sezemiyor. Bilse, sezse, bunca yüzyıllardan beri aldatılır, kandırılır mıydı?…” Kalemine, mizahına, ince zekana hayranım Aziz NESİN…
Ekonomi tarihinin başlangıcını, insanlık tarihi ile başlatırsak ki yanlış olmaz, insanın dünyada var olmaya başlaması ile birlikte aslında ekonomi (tüketim) başlamıştır. Bir insanın var olması İçin tüketmesi (beslenmesi) şarttır ve bu koşulda ekonominin temel koşullarından en azından biri gerçekleşmiş olur. Mahfi hoca da ilk insanın tarihinden başlayarak tarihsel süreç içerisinde yeryüzünde ekonomik gelişmeleri bize kronolojik olarak açıklıyor. Dil gayet sade, anlatım basit ve anlaşılır. Bu kitapta temel ekonomi kuramları hakkında da kısaca bilgi sahibi olmuş oluyoruz ayrıca… Tüketen insanın, üretime geçişi, sonrasında oluşan artı değer, artı değerle gelen ticaret ve merkantilizm, sonrasında oluşan sermaye birikimi ile gelen kapital dünya ve sosyalizmin meydan okumaları… kitapta aşama bahsettiğim
aşama ekonomik gelişmelerin insan hayatına nasıl yön verdiğini göreceksiniz… keyifli okumalar…
Merhaba, bugün bu kitabı biraz eleştireceğim. Katılan olur olmaz, bu yazıcaklarım bir ‘tarihçi’ olarak benim düşüncelerim.
Semerkant romanı malum çok popüler bir kitap. Ben popüler olan kitapları pek
Ercan KESAL’ı geç tanıyanlardanım. Bir videoda kitaplığını görmüş, kitaplarını o buğulu sesiyle evlat sever gibi severek anlattığı o videoda kendisine hayran olmuş, örnek almıştım. Peri Gazozu isimli kitabıyla da kendisini daha yakından tanımış oldum. Kitapta özetle, çocukluk yıllarından “hızlı” geçen gençlik yıllarına, oradan da mesleki hayatına dair hem günlük tadında hemde kısa öyküler tarzında yazıları mevcut. Ama bu öyküler bir hayal ürünü değil aksine yaşantılarla dolu, yani memleketten insan manzaraları var bolca. Okurken kah hüzünlenir gözleriniz dolar, kah utancınızdan yerin dibine girersiniz, bunları yapanlar insan olamaz dersiniz…Yer yer de tebessüm ettirir ilginç bir şekilde…Kitabın önsözünde Ercan KESAL ben kalemimi kamera gibi kullanmaya çalıştım der. Başarmış da. Okurken görmek bu olsa gerek hüznü, acıyı, derdi, kederi, sevinci… bir film tadında kitap sizleri bekliyor kısaca, oyuncular da biziz. Biz yani, binlerce yıldır acıyla yoğrulmuş, her yanı dertle, kederle sarılmış, anadolu insanı…
Reşat Nuri GÜNTEKİN’den Acımak ve Çalıkuşunu okumuştum daha önce. Yaprak dökümü ise yine diğer iki kitabı gibi mükemmel bir üslup ile yazılmış, okurken mest oldum resmen. Konuya gelecek olursak yine belirgin bir İstanbul hayatı var kitapta, batı etkisinin iyice kuvvetlendiğini, kültür erezyonu yaşamaya başladığımız yılllarda bir aile dramı anlatılıyor kitapta. Doğruluk, dürüstlük gibi erdemler bir aileyi ayakta tutabilir miydi bu sorunun cevabını aradım ben. Çok başarılı karakter tahlilleri var kitapta, psikanaliz başarılı… Kısacası harika bir eser okumuş olacaksınız, şimdiden keyifli okumalar…