Hayvanların maruz kaldığı sömürüyü en az iki seviyede kurumsallaştıran bir kültürde yaşıyoruz: (1) mezbahalar, et pazarları, hayvanat bahçeleri, laboratuvarlar, sirkler gibi resmi yapılar; (2) kullandığımız dil. Ceset yemek değil de et yemek diyor oluşumuz, hâkim kültürün bu eylemi onaylamasını dilimizin nasıl aksettirdiğine temel bir örnektir.
Et, kültürümüzde birçok anlam taşır; yine de başka ne işlevi olursa olsun, et yemek asıl olarak hayvanların sömürüldüğünün göstergesidir. Peter Singer’ın gözlemine göre “birçok insan için, özellikle de modern kentlerde ve banliyölerde yaşayanlar için, insan olmayan hayvanlarla yaşanan en doğrudan temas sofrada gerçekleşir: Onları yeriz. Bu basit gerçeklik diğer hayvanlara yönelik tavrımızda ve bu tavırları değiştirmek için her birimizin yapabileceklerinde kilit öneme sahiptir.” Hayvanlar kayıp göndergeler haline getirildikleri için kimse et yerken “Şu an bir hayvanla etkileşim halindeyim” diye düşünmez. Et yememizi hayvanlarla ilişkilenmek olarak görmeyiz; zira bu gıdayla ilişkilenmek olarak yeniden adlandırılmıştır.