Ne var ki, çözümlenmiyor hiç; çünkü herkes kendine göre çözümlemek istiyor onu. Uyruklar kamusal dirliği överler, yurttaşlar da özgürlüğü. Kimisi malların, kimisi kişilerin güvenliğini üstün tutar. Kimine göre en iyi yönetim en sert, kimine göre de en yumuşak olanıdır. Kimi suçların cezalandırılmasını, kimi işlenmeden önlenmesini ister. Kimi komşu devletleri yıldırmanın iyi olduğunu ileri sürer, kimi "Onları yok saymak daha iyidir." der. Kimi paranın elden ele geçmesine sevinir, kimi "Halkın yiyecek ekmeği olsun." der. Bu ve buna benzer noktalar üstünde uyuşulsa bile, sorunun çözümüne yaklaşmış sayılır mıyız? Ahlaksal nitelikler kesin bir ölçüye vurulamadığı için, belirtiler bakımından anlaşma olsa bile, değer biçme işinde nasıl uyuşulabilir?
Tarihin onurla andığı en büyük krallar hiç de boyun eğdirmek için yetiştirilmiş değiller. Bu öyle bir sanattır ki, insan öğrendiği ölçüde ona daha az sahip olur; boyun eğdirmekten çok, boyun eğmekle daha iyi elde eder onu. "Zira neyin iyi neyin kötü olduğunu anlamanın en faydalı ve en kısa yolu, başka bir kralın yönetimi altındayken neyi isteyip neyi istemeyeceğini düşünmendir. (Tacitus, Tarih 1, 16.)"
İnsanlar ölür. Ve siz onların daha iyi bir dünyaya göçtüklerini düşünseniz bile, onların bu dünyadaki yokluklarından anlatılamaz bir üzüntü ve kendi göçüşünüzden anlatılamaz bir korku duyarsınız.