Susmak yalnızlığın ana dilidir, Ömür hanım, şiiridir, beni
konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben,
kaynağını kuruttum. Geriye bir büyük sessizlik kaldı yü-
reğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...Yalnızım
Ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi ka-
ranlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...Sularım
toprağa sızıyor bak. Yüzümü geceler örtüyor. Binlerce taş
saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem
hangi gözle?
Bazı kaynaklar, başta "Hacı Bektaş Vilâyetnâmesi" ilk Osmanlı sultanlarının, II. Bayezid'e kadar, Bektaşiler ile sıkı ilişkiler içerisinde olduklarını bize haber veriyor. İlk sultanlar için, bu XIV. yüzyıla ait bir menkıbe metni olan "Baba İlyas-ı Horasanî Menâkıbnâmesi''yle olduğu gibi, tarihçi Âşıkpaşazâde'nin anlatımıyla da doğrulanmaktadır. Babaî hareketlerinin başlarından biri olan Baba İlyas, Âşıkpaşazâde'nin de büyük atası idi. Bu metin, Hacı Bektaş'ı Baba İlyas'ın müritleri arasında saymakta, aynı şekilde, Osman Gazi'nin kayınbabası Ede Bâlî'yi de, Soluca Kara Öyük'e çekilen Hacı Bektaş'ın yakın çevresi içinde anmaktadır. İlk Osmanlı sultanları ile, ilk Bektaşiler arasındaki iyi ilişkiler, Yeniçerilerin henüz kurulmuş bulunan ocakları, kendilerini Hacı Bektaş'ın manevi koruyuculuğu altına girmiş buldukları an sağlamlaşır.
+ Bacım! Sen gerçekten Müslüman değil misin?
- Oğul! Siz Osmanlılar da Karamanlılar gibi insanın yüreğindeki nesneye mi karışırsınız? Müslüman olup olmadığımı niye soruyorsun? Türk olduğum yetmiyor mu?
+ Yanlış anlama bacım. Niçin Müslüman değilsin diye sormuyorum. Müslüman değil misin, değilsen nesin diye soruyorum.
- Müslüman değilim.
+ Nesin?
- Türküm dedim ya...
+ Ben de Türküm ama Müslümanım da... Senin dinini öğrenmek istiyorum.
Kadın bir zaman sustuktan sonra şu cevabı verdi:
- Biz insanları dinlerine göre değil, soylarına göre ayırırız...
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.
Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...