📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Peyami Safa'nın 1931 yılında yani kendisi henüz 32 yaşındayken yazıdığı en çok bilinen eseridir. Peyami Safa bu romanında Neriman isminde bir Darülelhan (Konservatuar) öğrencisinin fikir dünyasındaki Doğu-Batı çarpışması üzerinden İstanbul'daki Batılılaşma sürecini işler. Fatih İstanbul'un Doğu'yu temsil eden yüzüdür, gelenekten yanadır. Fatih-Harbiye ise aslında bir tramvay hattıdır. Kitabın ismi de buradan gelir. Kitabın tam olarak hangi yılda geçtiğini bilemiyoruz ama Peyami Safa'nın Konservatuar yerine Darülelhan diyerek 1926 öncesinden bahsettiğini anlıyouz
Özet:
Neriman Darülelhan'ın Alaturka bölümünde ud çalan, gelenekçi aileden gelen bir kızdır. Neriman'ın 7 yıllık sevgilisi Şinasi de Alaturka sınıfında kemençe çalan gelenekçi bir kimsedir. Neriman'ın babası Faiz Bey ney çalan, Gazali, Mevlana okuyan emekli bir memurdur. Faiz Bey Şinasi'yi çok sevdiği için bu ilişkiye mani olmaz. Neriman Darülelhan'ın alafranga bölümünde gitar çalan Macit ile tanışır. Macit vesilesiyle Harbiye'yi Beyoğlu'nu gezen Neriman bir kimlik çatışması yaşamaya başlar. Misalen Beyoğlu'nda tertemiz cam vitrinlerde gördüğü parfümleri babasının hacı yağıyla kıyaslayarak eski yaşam anlayışından uzaklaşmaya başlar. Hatta artık ud bile çalmıyor, doğuya has bu enstrümanı çirkin buluyordur. Neriman'ın bu yeni yaşam arzuları Şinasi'den uzaklaşıp Macit'e yakınlaşmasına sebep olur. Neriman artık değişmiş, Şinasi'ye yalanlar söyleyip Macit ile buluşmaya başlamıştır. Macit bir gün Neriman'ı Pera Palas'ta bir baloya davet eder. Neriman önceleri bu baloya gitmeyi arulasa da "şahit olduğu bazı olaylar ve yaşadığı kimlik buhranlarıyla" (Misalen bir Rus kızın intiharı ile sonuçlanan süreç & Şinasi'nin arkadaşı Ferit'in evinde yapılan Batılılaşma tartışması) neticesinde Macit'te Şinasi'deki gibi samimi
Doğuda ve Batıda Hıristiyanlık ve Müslümanlıktan önce kutsal değilse bile en önemli kitap Devlet’ti.
Platon’un dinlere yiyecek olmuş yönü bir yana, bugüne kadar ortaya atılmış bütün devlet kurumlarının, komünizm ve nazizim de içinde bütün toplum düzenlerinin Devlet’te ipuçları hatta kaynakları bulunabilir.
Rönesanstan bu yana politika alanında ne düşünülmüşse devlette çekirdek olarak vardır hele Jean-Jacques Rousseau’nun devlet ve eğitim üstüne düşündüklerini bu okuyacağınız kitapta daha da açık olarak görürsünüz.
Devlet insanlığın iliklerine işlemiş bir kitaptır.
Her bir spartiatın lüks tüketim ve zenginlik arzusundan uzak, kendisini topluluğun çıkarlarına adayan, ortak yaşayan, ortak savaşan ve neredeyse ortak ölen biri haline gelebilmesi elbette eğitimle mümkündü.
Bu nedenle Spartiat adayları sıkı ve katı bir eğitime tabi tutulmaktaydı. Programa dayanamayacak özelliklere sahip çocuklar ve özürlüler baştan ölüme terk ediliyordu. Her erkek çocuk altı ya da yedi yaşına kadar ailesine aitti ama bu yaştan itibaren polisindi (kent devleti). Yedi yaşına gelen çocuk birlikte yaşayacağı ve 20 yaşına kadar eğitim göreceği akranlar grubuna katılırdı. Çocuklar 20 yaşına geldiklerinde de siyasal haklardan belli ölçüde yararlanmaya başarlarlardı.
Akademia’nın girişinde, analitik düşüncenin ve tezlerin ispatının önemini belirtmek üzere “Geometri bilmeyen hiç kimse girmesin (Aegometritos mideis eisito)” yazısı asılır.